Tekrar biri sordu: Musibet cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddimesidir(başlangıcıdır). Hangi fiilinizle kadere fetva verdiniz ki şu musibetle hükmetti? Musibet-i âmme (büyük bela), ekseriyetin hatasına terettüp(bağlı ortaya çıkar) eder. Hazırda mükâfatınız nedir?
Dedim: Mukaddimesi, üç mühim erkân-ı İslâmiyedeki ihmalimizdir: Salât, savm, zekât. Zira yirmi dört saatten yalnız bir saati, beş namaz için Hâlık Teâlâ bizden istedi. Tembellik ettik. Beş sene yirmi dört saat talim, meşakkat, tahrik ile bir nevi namaz kıldırdı. Hem senede yalnız bir ay oruç için nefsimizden istedi. Nefsimize acıdık. Keffareten beş sene oruç tutturdu. On'dan kırktan yalnız biri, ihsan ettiği maldan zekât istedi. Buhl ettik, zulmettik. O da bizden müterakim zekâtı aldı.
اَلْجَزَاءُ مِنْ جِنْسِ الْعَمَلِ
(Verilecek ceza yapılan iş ve davranışın türüne göredir.)
Mükâfat-ı hazıramız ise fâsık, günahkâr bir milletten humsu olan dört milyonu velayet derecesine çıkardı; gazilik, şehadetlik verdi. Müşterek hatadan neş'et eden müşterek musibet, mazi günahını sildi.
Tarihçe[Y] - 130-131
Bawer ke
Eger niha Mirin ji deriyê
Û Ji min ra bêje ku:
Hevalo, saetek jiyana te maye
Bizanibe ku ew saetekedawi ji te ra ye
Bê guman ji te ra
Ma ji evin bedew tirin çi heye?
Evina min ji bê emsal e
Bê sinor û bê mirin e
Senin, şimal-i şarkîde, Kosturma’daki gurbetinde bir-iki esir zabit dostun vardı. Bu dostların herhalde İstanbul’a gideceklerini biliyordun. Sana birisi deseydi: “Sen İstanbul’a mı gideceksin, yoksa burada mı kalacaksın?” Elbette zerre miktar aklın varsa, İstanbul’a ferah ve sürurla gitmesini kabul edecektin. Çünkü; bin birden dokuz yüz doksan dokuz ahbabın, İstanbul’dadırlar. Burada bir-iki tane kalmış, onlar da oraya gidecekler. Senin için İstanbul’a gitmek hazîn bir firak, elîm bir iftîrak değil. Hem de geldin, memnun olmadın mı? O düşman memleketindeki pek karanlık uzun gecelerinden ve pek soğuk, fırtınalı kışlarından kurtuldun, bu güzel dünya cenneti gibi İstanbul’a geldin. Aynen öyle de: Senin küçüklüğünden bu yaşına kadar, sevdiklerinden yüzde doksan dokuzu, sana dehşet veren kabristana göçmüşler. Bu dünyada kalan bir-iki dostun var, onlar da oraya gidecekler. Dünyada vefatın firak değil, visaldir; o ahbablara kavuşmaktır: Onlar, yâni o ervah-ı bakiye, eskimiş yuvalarını toprak altında bırakıp, bir kısmı yıldızlarda, bir kısmı âlem-i berzah tabakatında geziyorlar, diye ihtar edildi.
Sayfa 110 - Sözler Yayınevi - Tarihçe-i Hayat·Kitabı okuyor