Zozan

Zozan
@eerleichda
Seni seviyordum, diye düşünüyordu Antal, seni hiç eleştirmeden, bir daha asla sevemeyecek, sevmek istemeyecek kadar sevdim. Ben sana aittim ama sen benim değildin; kollarımın arasındayken bile benden uzaksın. Bazı geceler seni sarsarak uyandırıp parolayı zorla ağzından almak, sana kavuşmak için nereye gitmem gerektiğini nihayet söyletmek gelirdi içimden. Senin bir bencilden başka bir şey olmadığını, kendini ancak işini aksatmayacak ölçüde verdiğini anladığımda umutsuzluğumun olanca gücüyle hıçkıra hıçkıra ağladım. Ama sen hıçkırıklarımı duymadın; duymuş olsaydın bile bunun bir düş olduğunu sanırdın, zira beni sayar ve severdin ve sana göre bir erkeğin ağlamaması gerekir. Kişiliğini ve işini koruyan o korkunç disiplin bana da bulaşmadan, senin içinde artık her şeyi sadece senin gözlerinle görecek kadar erimeden önce; aslında eski su kaynağının varlığını temize çıkarmak, ıstırapları unutturmak, ölülerin itibarını iade etmek ve nihayet, zamanın haksızlıkları düzeltme rolü oynayabileceğini ispatlamak gibi çılgınca bir arzu olmasına rağmen Dorozs'un, beton ve camdan bir kaplıca merkezi, bir sıcak su ve döviz kaynağından ibaret olduğunu düşünmeye başlamadan önce seni terk etmem gerektiğini anladım. Seninle birlikte yaşayamadım. Seni ilk gördüğüm gün, dünyanın en zengin fakiri olan babanın yanında küçük ve kararlı bir askeri andırıyordun, senin de onun gibi olacağını, tıpkı ana baban gibi herkesin iyiliği için kendini harcamayı, feda etmeyi bileceğini sandım. Gel gör ki, eli açık görünmene karşın, ne senden daha cimri birini tanıdım, ne de çantanda üniversiteye kadar taşıdığın el bombalarına ve sana seslenen polise cevap verirkenki gözüpekliğine rağmen, senden daha korkağını. "Niye öyle bakıyorsunuz bana? Hiç kız öğrenci görmediniz mi?" aldatıcı bir foyadan başka bir şey
Reklam
Fark etmeden ölmüş olabilir miydi? Farkına varmadan gelebilir miydi ölüm ?
Yaşlandım, diye düşündü Iza, yaşlanma olgusunun kendisinden değil de teşhisinden ürkerek; birlikte yaşarken ona ihtiyacım vardı. Yemeği, ev işlerini o yapıyordu, Antal'in giysilerini o onarıyordu. Benim bir yetişkin olduğumun, artık bir anneye ihtiyaç duymadığımın, şimdi destek ve tavsiyeye ihtiyaç duyanın kendisi olduğunun farkında değil. Onu mutlu etmek istiyorsam hâlâ çocukmuşum, hiç büyümemişim gibi yapmam gerek; o zaman beni pohpohlayabilir, kendini heba edip her akşam yorgunluğunun tadını çıkarabilir. Onu buraya getiren benim, uzun ve mutlu bir yaşlılığı olmasını arzu ediyorum. Öyleyse onun istediği gibi yaşamam icap ediyor. Oysa benim ne kabına sığmaz bir şefkate ne de desteğe ihtiyacım var, yalnızca sessizliğe gereksinim duyuyorum: yorgunum. Bu duruma alışacak mı? Ben alışacak mıyım? Ne olacak
ne acımasız bir şefkat! sevgi her zaman bu kadar sahiplenicidir belki
İtiraflarım
Yarım saat içinde bütün hayatını anlatmıştı yabancıya