"Patron," dedi, "taşların, çiçeklerin, yağmurun söylediklerini bir bilseydik! Belki bağırıyorlardır, bağırıyorlardır bize de işitmiyoruzdur. Nah işte, tıpkı bağırdığımız halde, onların da bizi duymadığı gibi. Dünyanın kulakları ne zaman açılacak patron? Ne zaman gözlerimiz açıla- cak da göreceğiz? Taşlar, çiçekler, yağmur ve insanlar, kucaklarımız ne zaman açılıp birbirimize sarılacağız? Sen ne dersin patron? Bu konuda, kitaplar ne söylüyor?"
Zorba'nın sevdiği deyimi kullanarak karşılık verdim: "Elinin körünü söylüyor, elinin körünü! Bunu söylü- yorlar işte, başka bir şey değil..."
Zorba kolumdan tuttu, "Aklıma bir şey geldi," dedi. "Bunu sana söyleyeceğim, ama kızmayacaksın: Bütün kitaplarını bir yere yığ ve yak. O zaman... anlama olanağını bulursun belki..."
İçimden bağırdım:
"Doğru, doğru!.. Doğru ama, yapamam!"
Zorba durakladı, düşündü, biraz sonra, "Ben bir şeyler anlıyorum..." dedi. "Neyi? Söylesene Zorba!" "Biliyor muyum ben de? Bana öyle geliyor; bir şeyler anlıyorum işte! Ama söylemek istersem bozarim.Gunun birinde keyfim olursa ,bunu sana raksla anlatırım."