Burada mutluluk kişiliksiz bir duyguyken, uzaklarda acı bile yaşama bağlıyordu insanı. Durduğu yerde değersiz bir bütün olarak kalmaktansa, parçalana parçalana gitmenin büyük doğruluğuna inandırmıştı kendini. Herkesin köşeli ve meşru dayanaklar içinde güvenlik ve haz bulduğu yerde, eşiklerde yaşamanın ayrıcalığı ile güçlü ve güzel kalabilmişti. Yalanın, zorun, paranın ve sığlığın kuşattığı sesine, aşınmanın küf kokan lekeleri düşmeye başlamıştı yine de. Gözlerini olanca büyüklüğü ile açmasına karşın, gördüğü şeylerin artık değişmediğini görüyordu. Her şey öyle bir hızla yineliyordu ki kendini, giderek bir devinimsizliğe dönüyordu yaşadığı gerçek. Alnındaki çizgiler çeşitlenerek çoğalacağı yerde, silinerek azalmaya başlamıştı. Hiçbir omuzdan hiçbir kuş havalanmıyordu, kanat sesleriyle düş kurabilsin insan. Anılarından başka gerçeği kalmamıştı. Gitmek diye oturduğu her yerden gitmek diye kalkıyordu.
Yüzlerce, belki binlerce, belki milyonlarca farklı türde girişkenlik tuzağı vardır, Ne kadarını bilmediğimi öğrenmenin yolu yok. Yalnız benim bildiğim, sanki akla gelebilecek her türlü girişkenlik tuzağına yakalanmışım gibi geliyor bana, bugüne dek. Beni, artık yakalanacağım hiçbir tuzağın kalmadığını düşünmekten alıkoyan şey, yaptığım her işte yenilerini keşfetmem.
Bence, eğer dünyayı düzeltmek ve yaşanacak daha iyi bir yer haline getirmek istiyorsak yapılacak şey, kaçınılmaz olarak ikici olan, öznelerle ve nesnelerle ve bunların birbiriyle ilişkileriyle dolu olan politik ilişkiler üzerinde ya da başkalarının yapaсаğı şeylerle dolu olan programlar üzerinde konuşmak değildir. Bence bu tür bir yaklaşım sondan başlar ve bu sonu baş sanır. Politik programlar, ancak temeldeki toplumsal değerler sisteminin doğru olması durumunda etkili olabilecek, toplumsal niteliğin sonuç ürünleridir. Toplumsal değerlerin doğru olması için bireysel değerlerin doğru olması gerekir. Dünyayı düzeltmenin yeri ilk olarak kendi yüreğimiz, kafamız ve ellerimiz ve sonra onlardan çıkan iştir.
Lütfen parçalanmakta olduğuma inanın.
Mecazlı konuştuğumu sanmayın; melodramatik, muammalı, bayağı bir acındırma isteğinin açılış cümlesi de değil bu. Sadece şunu söylemek istiyorum: Eski bir çömlek gibi tepeden tırnağa çatlamaya başladım, tarihin ağırlığı altında ezilen, alttan üstten tahliye edilmiş, kapılardan sakatlanmış, beynini tükürük hokkaları patlatmış, benzersiz, sevimsiz, zavallı gövdem ek yerlerinden ayrılmaya başladı. Kısacası, kelimenin tam anlamıyla çözülüyorum, şimdilik ağır ağır ama ivmenin arttığına dair belirtiler var. Sizden sadece (benim kabullendiğim gibi) şunu kabullenmenizi istiyorum, en nihayetinde (yaklaşık) altı yüz otuz milyon sıradan ve ister istemez unutkan toz zerresine dönüşeceğim. Bu yüzden de unutmadan önce kâğıda içimi dökmeye karar verdim. (Biz unutkan bir milletiz.)
Sana bir şey söyleyeyim, iş ilişkilerimde tamamen aklımla hareket ederim. Hislerimi, sevgimi aileme saklarım. Eğer benimle çalışan kişi birinci sınıf değilse, yallah!