Kitaba ilk başladığımda bu kadar duygusallaşıp bunalıma gireceğimi hiç düşünmemiştim. Duygularımı ve de hissettiklerimi ne kadar satırlara aktarabilirim bilemiyorum ama sadece yazacağım. İçim öfkeyle bir o kadar da hüzünle doluyken...
İki yol arkadaşının küçükte olsa hayalleri için bir yola çıkıp daha rahat bir yaşam elde etmeleri için hayallerinin peşlerinden gitmesi, ellerinden gelenin en fazlasını yapmalarının, sonunun ise elde avuçta ihanet ve hüzün olması çok zoruma gidip üzdü…
George’un zeki oluşu ve de hiç bitmeyen sorumlulukları, Lennie’nin ise naif çocuk kalbi, içinin temiz oluşu beni bir yandan kahırlandırıp üzerken bir yandan da içimi ısıttı.
Sonu hiç beklemediğim gibi bitti. Tatlı ve masum dostluğunuzun sonu böyle acı ve kahır içinde sonlanmasını hiç istemezdim…İnsan bazen mecbur kalıpta yapamayacağı şeyin olmadığını o kadar acı bir gerçekle gösterdi ki sanırım saatlerce bu gerçekle derin bir boşluğu izleyeceğim. Ne zaman gelirim kendime ya da etkisinden ne zaman çıkarım bilemiyorum. Ama tek bildiğim George’a olan öfkemin asla geçemeyeceği. Son satırlarda George için şöyle yazar ‘’Eli tir tir titriyordu…’’ sorarım ki sana; o koca bedenin içindeki o küçük ve de naif masum cana nasıl kıydın George..?
•Kitabı okumaya başladığımda sorulan sorularda keza edinilen sohbetlerin içinde buldum kendimi. Orada bulunan şair ve yazarlar ile sohbet ediyormuşçasına bir atmosferdi bu kitap benim için o kadar ki anlatımı açık ve anlamlıydı. Mehmed Uzun’un ele almış olduğu
Kürt Edebiyatı Antolojisi 38 şair ve yazarların hayatlarından, düşünce biçimlerinden, eser içeriklerinden, o dönemin bulunduğu zorlu koşullarını anlatan bir eser ile beraberiz. Doğrusunu söylemek gerekirse bilemediğim, daha önce adını bile duyamadığım birçok yazar ve şairi tanıma fırsatı elde ettim. Kitabı okumak bana çok şey kattı diyebilirim. Kürt için kültürü için dili için ne çok emek verildiğini ne çok mücadele edildiğini bariz bir şekilde eserde görme imkanı sunuyor bize. Hepsi de zorlu koşullar altında yazılan eserlerdi.
Kürt Edebiyatı Antolojisi daha çok Kürt dili ve edebiyatındaki problemleri, sorunları nasıl çözüme kavuşturacağı üzerine durulmuş ve de tartışılmış bir eserdir. Birçoğu bulunduğu coğrafyadan sürgün edilmesine rağmen umutlarını asla yitirmeyip eserlerin geniş kitlelere ulaşması için ellerinden gelenin fazlasını yapmışlardır. Kitabı okumanızı tavsiye ederim. Aydınlanmanız için Kürt yazar ve şairleri hakkında daha kapsamlı bir bilgi sahibi olmak isteyen okurlar için şiddetle tavsiye edebileceğim bir eserdir.
•
•Bu kitap hüzün oldu yüreğimde…
•Bazı kitaplar okunmalı, okutulmalı
Nişancı da tam öyle bir kitap. Gerçekleri bilmek, tarihini bilmek, yalan yanlış bilgilerle yıkanmış beyinlerin neyin ne olduğunu öğretmek gerek. Bunun için de bu eseri iyice anlayarak ve sindire sindire okumak şart.
•Ne çok kişi ölmüştü, ne çok kişi öldürülmüştü bir avuç toprak için. Çok şey istenmemişti oysaki tek amaçları kendi bölgelerinde, kendi içlerinde birlikte iyi bir yaşam sürmekti…
•Eli silah tutan herkes savaşmaya hazırdı. Canı pahasına savaşacaklardı toprakları uğruna. Kendi dillerini,topraklarını, kültürlerini özgürce yaşamak için savaştılar kanlarının son damlalarına kadar. Ortalık adeta can pazarına dönmüştü.
•Kitap sadece o dönemin isyanını anlatmıyor birbirine deliler gibi aşık Zel ve Cem’in hiç kavuşulmayan aşk öyküsünü de anlatıyor. Ah Zel! Seni hep yüreğimde hissedeceğim:(
•Bi 4,5 yıldır bu platformdayım bir sürü kitap okudum, yüzlerce alıntı ve ileti paylaştım ama daha önce hiçbir kitabın incelemesini yapmadım ki söze de nasıl ve nereden başlayacağımı açıkçası tam kestiremiyorum. Ama bir yerden de başlamak lazım ki devamı da gelsin öyle değil mi:) Bir hatam olduysa şimdiden affola…
•Ahmet Sırrı Özbek’in
Söyle Zilan eserini bu platformda bulunan bir arkadaşın önerisi ile okumaya başladım. Ne diyeceğimi bilemiyorum açıkçası sadece içim çok buruk ve kahroldum. Kitabı okumaya başladığım duygular ile bitirdiğim andaki duygular bambaşka idi. Her bir sayfası kahır, hüzün, ihanet, umut, özlem… yeri geldi içimdeki burukluk, isyan kaybolup umuda bağlandı yeri geldi insanlığımdan, insan denen varlıktan utandım. Bir kültüre, yaşam tarzına, diline ve coğrafya yapısına saygı duymak ve bunları kabul etmek bu kadar zor olmamalı. İnsanlık dışı olayların bile bir ölçüsü bir sınırı olabileceği varsayılırken bu olan vahşetlerin, zulümlerin ne bir sınırı ne bir ölçüsü vardı.
•Doğuştan edinilen dil,din,ırk,mezhep ve yaşam tarzları…bunlar ister Kürt olsun ister Türk ister Laz ister Çerkez olsun sevmiyorsanız bile kültürüne, örfüne, adetine, yaşam biçimine saygı duymak zorundasınız. Bu bir mecburluk değil zorunluluktur..!
•Kitabı okuyun, okutturun körelen zihniyetlerin aydınlığa, vahşileşen ve katılaşan vicdanların bir an önce merhamet ile dolması umudu ile… kitapla olmanız, sağlıcakla kalmanız dileğiye.
•