"Zihinle gönül arasında da çok fazla mesafe düşünmemek lazım. İman etmiş zihnimizin adı artık gönüldür ya da kalptir, böyle bilmek lazım."
Ekrem Demirli
youtu.be/-DP9J8HwcIk
Tevazu: Kulun karşılaştığı herkesi kendinden faziletli görmesidir . Kul, “Belki de bu kişi Allah katında benden daha hayırlıdır ve derecesi daha yüksektedir,” şeklinde düşünmelidir. Ve kendi kendine demelidir ki, “Eğer yaş olarak benden küçük ise bu karşılaştığım kişi, Allah'a isyan etmemiştir hiç. Benim ise isyanım boldur. Şüphe yok ki daha hayırlıdır bu kişi benden. Eğer yaşlıysa benden şu karşılaştığım, Allah'a kulluğu benden öncedir. Âlim ise bana verilmeyen ona verilmiştir. Nail olmadığıma nail olmuştur. Bilmediğimi bilir. İlmiyle de amel eder. Cahil ise eğer, bilirim ki isyanı cehalet iledir. Ben ise bildiğim halde günah işliyorum. Benim akıbetim nasıl olacak, onunki nasıl? Bilmiyorum. Eğer kâfir ise bilemem ki Müslüman olup akıbetinin hayır üzerine olup olmayacağını. Belki de ben küfür üzerine ölürüm de akıbetim berbat olur.” Şefkat ve ürpermenin kapısıdır bu. Allah kullarının ilk kuşanmaları gereken ve kendilerinde bâki kalacak olan en mühim haslettir bu. Kul, bu minval üzerine hareket eder ise Allah onu belalardan sâlim kılar, kendisi adına nasihat edenler mertebesine eriştirir. Allah'ın saf ve sevgili kulları zümresine dâhil eder.
Sevgili Peygamberimizin(sav) buyurdukları gibi: “Allah, niyetine ahireti alana dünyayı verir de niyetine dünyayı alana ahireti vermez." Nasıl böyle olmaz ki zaten? Ahirete niyet etmek demek, Allah'a itaat etmek demektir. Çünkü niyet ibadetin ruhu ve tâ kendisidir.