Öğretmen arkadaşlarımdan birisi, doğan çocuğuna “Kürşat” ismini koyan bir tanıdığına “Keşke çocuğuna Türk ismi koysaydın!” demesi üzerine yaşadığı şaşkınlıktan bahsetmişti. Doğru söylemişti. Müslüman dedelerimizin hiçbirinde böyle bir isme rastlamıyorduk ki. Bilirkişi olarak okumuş olduğum nüfus kütüklerinde, tapu kayıtlarında, şer’iye sicillerinde, senetlerde, beratlarda rastladığım bütün isimler İslâmî özelliklere sahipti. Ya peygamberimizin isimleri, ya sair peygamberlerin isimleri, ya sahabe isimleri, ya âlim veya evliya isimleri ya da gaza ve cihadla ismi anılan şahsiyetlerin isimleri idi.
Son yıllarda yaygınlaşan türedi ve manasız isimler, asli ve esası olmayıp, özenti ürünü ve öykünmeci bir karakter taşımaktadır. Hâlbuki "güzel bir isme sahip olmak çocuğun baba üzerindeki haklarından biridir.” Hadis-i Şerif'ten bunu öğreniyoruz. Ayrıca Hazreti Ali'nin doğan ilk çocuğuna “Harb” ismini vermesi üzerine Rasul-i Ekrem “Hasen (güzel) bir isim verseydin ya!” demiş ve Hazreti Ali de çocuğuna “Hasan” ismini vermiştir. Hazreti Ali emre uymada mübalağa ederek ikinci çocuğuna da "küçük Hasan” manasına gelen “Hüseyin” ismini vermiştir. Türkler de bu emre imtisalen güzel isimler istimal etmişlerdir. Güzelliğin hepsi İslâm'dadır. İslâm'ın dışında hiçbir "hasen” yoktur. En güzel isimler İslâm'dadır. Lisanımızın bu hususiyeti de İslâm'ın hüsnü ile güzelleşmiştir.