esra v.

Hâlbuki şu anda yaşanılan bu tarz-ı hayat, hayatın bizzat kendisini yok edicidir. Mesela, hayat için su ve hava lazım, bu hayat tarzı suyu ve havayı kirleten ve içilemez, solunamaz hale getiren hayattır. Bütün canlıların hayatı toprağa bağlıdır; dayatılan hayat tarzı ise insanı topraktan olabildiğince uzaklaştıran bir hayattır. Gece ve gündüz insanın ve cümle mahlûkatın maişet ve istirahat saatidir. Hâlbuki asırlardır mahlûkatin gecesi gündüz, gündüzü gece olmuş haldedir. İnsan tükenmekte, diğer mahlûkatın nesilleri yok olmaktadır. Cenab-ı Hakk'ın tayin ettiği zamanı beğenmeyip kendi kendine zamanı bölüp parçalayan, hilkati ters çevirmeye çalışan azgın ve sapık insan yaptıklarının akıbetini acı acı tattığının bile farkında değil . Böyle bir dünyada, zaman mefhumunun paramparça edilip kendi aleyhlerine çalışıldığı bir zamanda kaylule sünneti nasıl tahakkuk eder? Ve sünnet gayesini hâsıl ettirir mi? Ancak güzellik uykusuna yatılır. Bu hayat tarzını kabul edenler ve rıza gösterip iyi taraflarını(!) görmeye çalışanlar, istifade uyanıklığı(!) içerisinde bulunanlar İslâm'ı bu hayatın neresine sığdıracaklar? Sığan ve sığdırılmaya çalışılan din hakikaten İslâm olabilir mi? İslâm böyle bir din midir? Hayat İslâmca değilse orada konuşulan lisan Türkçe midir? Türkçe kâfir aklının tedavülde olduğu bir yerde tekellüm edildiği zaman hiç anlaşılabilir mi? Böyle bir hayata rıza gösterenler kayluleyi ne bilir? “Kal”dan ne anlar?
Sayfa 146 - tiyo
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Öğretmen arkadaşlarımdan birisi, doğan çocuğuna “Kürşat” ismini koyan bir tanıdığına “Keşke çocuğuna Türk ismi koysaydın!” demesi üzerine yaşadığı şaşkınlıktan bahsetmişti. Doğru söylemişti. Müslüman dedelerimizin hiçbirinde böyle bir isme rastlamıyorduk ki. Bilirkişi olarak okumuş olduğum nüfus kütüklerinde, tapu kayıtlarında, şer’iye sicillerinde, senetlerde, beratlarda rastladığım bütün isimler İslâmî özelliklere sahipti. Ya peygamberimizin isimleri, ya sair peygamberlerin isimleri, ya sahabe isimleri, ya âlim veya evliya isimleri ya da gaza ve cihadla ismi anılan şahsiyetlerin isimleri idi. Son yıllarda yaygınlaşan türedi ve manasız isimler, asli ve esası olmayıp, özenti ürünü ve öykünmeci bir karakter taşımaktadır. Hâlbuki "güzel bir isme sahip olmak çocuğun baba üzerindeki haklarından biridir.” Hadis-i Şerif'ten bunu öğreniyoruz. Ayrıca Hazreti Ali'nin doğan ilk çocuğuna “Harb” ismini vermesi üzerine Rasul-i Ekrem “Hasen (güzel) bir isim verseydin ya!” demiş ve Hazreti Ali de çocuğuna “Hasan” ismini vermiştir. Hazreti Ali emre uymada mübalağa ederek ikinci çocuğuna da "küçük Hasan” manasına gelen “Hüseyin” ismini vermiştir. Türkler de bu emre imtisalen güzel isimler istimal etmişlerdir. Güzelliğin hepsi İslâm'dadır. İslâm'ın dışında hiçbir "hasen” yoktur. En güzel isimler İslâm'dadır. Lisanımızın bu hususiyeti de İslâm'ın hüsnü ile güzelleşmiştir.
Sayfa 88 - Tiyo
Ayın kınalı elleri sevgilimin yüzüne değer Melih Cevdet Anday
Başta Yozgat olmak üzere Tokat, Sivas, Kırşehir, Amasya vilâyetleri ve civarlarında “ellam” veya “ellaham” diye çok sık olarak söylenen bir tabir vardır. Birisi sorar diğerine: “Baban evde mi?” Diğeri de cevap verir: “Ellam evde”. Her ne kadar “ ihtimal” ifade ediyor gibi anlaşılsa da durum hiç de öyle değildir. Bu cevabı “ﺍﻟﻠّﻪ ﺍﻋﻠﻢ (Allahu aʼlem) Allah daha iyi bilir evde” manasında anlamak gerekir; çünkü Türkiye'de Müslüman bir millet yaşıyor. Onların itikad esaslarından biri de “ğaybı sadece Allah'ın bildiği” inancıdır. Mü'minin ğayb hakkında konuşurken “inşallah”, “Allah'ın izniyle” gibi şart ifadelerini kullanması Kur'an-ı Kerim'in emridir. Bu, itikadın lisana aksetmesini gösteren bir misaldir.
Sayfa 66 - tiyo