esra v.

Çu ülkesinin prensi iki memurunu bilge Çuang Tzu'nun yanına gönderdi. Görevliler filozofu bir dere kıyısında balık tutarken buldular. Çuang Tzu'nun yanına saygıyla yaklaşan prensin adamları ona, “Hükümdarımız devlet işlerinin yükünü sizinle paylaşmak üzere sizi sarayına davet ediyor.” dediler. Bu sözleri işiten bilge hiç istifini bozmadan ve bir yandan oltasını tutup bir yandan sarayın memurlarına konuşarak şunları söyledi: “İşittim ki Çu sarayında kutsal bir kaplumbağa varmış, bu kaplumbağa iki binyıl önce ölmüş olduğu halde prensin emriyle atalarının hatıralarının bulunduğu salondaki bir sandık içinde ihtimamla saklanıyormuş. Şimdi size soruyorum: Bir hazine gibi saklanmak üzere ölü ve içi boş olarak bir sarayda bulunmak mı ister bir kaplumbağa, yoksa canlı ve kuyruğu çamurda sürüklenen bir kaplumbağa olarak kalmak mı?” Devlet memurları, “Elbette” diye haykırdılar, "kuyruğu çamurda sürüklensin diye hayatta kalmak ister.” “Öyleyse” diye mukabele etti Çuang Tzu, “çekin gidin yolunuza, ben de kuyruğumu çamurda sürükleyeceğim.” ...Çağımızın yaşama biçimi biz insanları ve bu insanlar içinde biz Müslümanları kendimizin aslî değerlerini muhafaza edebileceği çevreden koparmıştır. Biz Müslüman olduğumuzu bildikçe, insan olmanın şuurunu kazandıkça kendimize has çevreyi de arayacağız demektir. Şu anda bir bakıma sarayda olduğumuz söylenebilir. Eğer içimizde hâlâ canlı kalma hissi ve iştiyakı kalmışsa kendimize toprağın yüzünü, otların arasını arayacağız demektir. Bulabilecek miyiz? O ayrı konu. Ama tutacağımız istikametin bu olduğunu bilmemiz gerek. Eğer henüz içimiz boşalmamış, sandıkta saklanacak bir kabuktan ibaret kalmamışsak tabii. Ama genel eğilim ne yazık ki içinde yaşadığımız saraya bir kaplumbağa olarak intibak etme yönündedir. Bir gün bu sarayın “kutsal”
Sayfa 521 - tiyo
Reklam
Batı medeniyetinin geliştirdiği bilim anlayışı başlangıçta değilse bile, kurumlaştıktan, toplumun iplerini elinde tutup ona yön verme iddiasını üstlendikten sonra genel olarak bütün medeniyetlerin yöntemine başvurmuş ve terkedilen bir yanlışı yeni bir yanlışla ikame yoluna gitmiştir. Tıp alanında günümüz Batı toplumlarının vardığı yer hiç de Ortaçağ toplumundan daha “ileri” sayılabilecek yer değil. İnsanların büyücülere ve rahiplere olan bağlılıkları eskiden ne idi ise, bugün doktorlar ve hastanelerle olan bağlantıları aşağı yukarı odur.
Sayfa 483 - tiyo
Geleceğe bakarken de geçmişi değerlendirirken de her kuşak içinde bulunduğu toplumun hâlihazırdaki durumuna isyan halindedir. Ya her şey “ilerde” çok güzel olacaktır yahut her şey “eskiden” çok güzeldi. Peki, bu âsi nesillerin içinde yetiştikleri şartlar, nefes aldıkları hava? İşte o, neûzübillah, pek fenadır. Namık Kemal'e göre merkeziyetçi olunmalıdır. Prens Sabahattin'e göre adem-i merkeziyetçi, Pan-Türkist, Pan-İslamist, Pozivist, Liberal, Sosyalist, Amerikanci, Sovyetçi, Euro-komünist bir çare, bir usûl, bir çıkış noktası bulunmalıdır, fakat hayatın bu ülkede nasıl akageldiği, bu halkın nabzının nerde attığı, bu kavmin temel özelliklerinin nereye doğru ve niçin olduğu anlaşılmaya değer bulunmayacaktır. Böyle bir çaba herkese, her nesle ağır gelecektir. Çünkü bu çabanın hiçbir şatafatlı tarafı, hiçbir gözalıcı etiketi yoktur. Batılılaşma sürecine girdiğimizden bu yana her nesil yaralı doğar, yarasının verdiği acıyla hasmına acımasız davranır. Ruhunda yıkılmış taraflar ağır bastığı için, dışa doğru tavrında yıkıcı olmayı benimser... Evet, batılılaşma sürecine girdiğimizden beri her nesil evden kaçan oğul rolü oynamaktadır. Peki ya Türkiye? Sorumluluk mevkiinde olan, karar yetkisini elinde bulunduran kesim ne yapıyor? O da kendinden kaçan oğlunu davul çalarak ariyor. Çocuk davulun sesini duyar duymaz kendi kaçtığı gerçeğin yakınından uzaklaşıyor veya saklanıyor.
Sayfa 390 - tiyo
Müslümanı ilerleme konusunda kararsızlığa sürükleyen kayguların uğraştırmaması tabiidir. Çünkü Müslümanın gelecekte daha mükemmel bir insan tipine, daha üstün bir Müslümana ulaşmayı düşünmesi mümkün değil. Devr-i saadetin, en üstün Müslümanların yaşadığı bir dönem olduğundan hiçbir mü'minin kuşkusu yok. Öyleyse Müslümanın gelecekten beklediği yalnızca gerek insan teki gerekse toplum olarak doğruya varmak, yanlışı reddetmekten ibarettir.
Sayfa 358 - tiyo