Geleceğe bakarken de geçmişi değerlendirirken de her kuşak içinde bulunduğu toplumun hâlihazırdaki durumuna isyan halindedir. Ya her şey “ilerde” çok güzel olacaktır yahut her şey “eskiden” çok güzeldi. Peki, bu âsi nesillerin içinde yetiştikleri şartlar, nefes aldıkları hava? İşte o, neûzübillah, pek fenadır. Namık Kemal'e göre merkeziyetçi olunmalıdır. Prens Sabahattin'e göre adem-i merkeziyetçi, Pan-Türkist, Pan-İslamist, Pozivist, Liberal, Sosyalist, Amerikanci, Sovyetçi, Euro-komünist bir çare, bir usûl, bir çıkış noktası bulunmalıdır, fakat hayatın bu ülkede nasıl akageldiği, bu halkın nabzının nerde attığı, bu kavmin temel özelliklerinin nereye doğru ve niçin olduğu anlaşılmaya değer bulunmayacaktır. Böyle bir çaba herkese, her nesle ağır gelecektir. Çünkü bu çabanın hiçbir şatafatlı tarafı, hiçbir gözalıcı etiketi yoktur. Batılılaşma sürecine girdiğimizden bu yana her nesil yaralı doğar, yarasının verdiği acıyla hasmına acımasız davranır. Ruhunda yıkılmış taraflar ağır bastığı için, dışa doğru tavrında yıkıcı olmayı benimser...
Evet, batılılaşma sürecine girdiğimizden beri her nesil evden kaçan oğul rolü oynamaktadır. Peki ya Türkiye? Sorumluluk mevkiinde olan, karar yetkisini elinde bulunduran kesim ne yapıyor? O da kendinden kaçan oğlunu davul çalarak ariyor. Çocuk davulun sesini duyar duymaz kendi kaçtığı gerçeğin yakınından uzaklaşıyor veya saklanıyor.