"Ehl-i sünnet ve cemaat” formülüne göre Müslüman toplumun sünnete yabancılaşması, cemaatin, câmi-eksenli Müslümanlığın kaybından kaynaklanmaktadır...
Türkiye'de hızlanan sosyolojik cemaî çözülme, kabir azabı ve kader inancının, hadis ve sünnetin inkârı gibi akidevî bid'atlerin yayılmasına müsait bir zemin yaratmaktadır. Yani son yıllarda bid'at akımlarının artışı, ideolojik bir sebepten ziyade sosyolojik bir sonuçtur. Sahâbe-i kirâm rıdvânullâhi ‘aleyhimin hicretten sonra Medine-i Münevvere'ye “Dâru's-Sünne” lakabını vermesinde görüldüğü gibi, câmi-merkezli bir şehir “Sünnet Yurdu”, avm-merkezli bir şehir ise “Bid'at (Kültür) Yurdu” haline gelir! Maalesef “sünnet Müslümanları”nın yerini giderek “kültür Müslümanları” almaktadır.
Modern insanın hikmete yabancılaşmasının ana sebebi, ilim ile amel, kâl ile hâlin birbirinden ayrılmasıdır . Tercümânü'l-Kur'ân İbni Abbas radıyallâhü ‘anha göre hikmetin özel adı fikih, fikhın tarifi ise “ilmihal”, yani “hâl ilmi”dir. Ve psikolojik bir hakikat olarak “Haller, sirayet edicidir”. Demek ki hikmet, kesb/vehb diyalektiğince yaşandıkça keşf edilir, keşf edildikçe paylaşılır, paylaşıldıkça yayılır./Hanbelî mezhebinin imamı Ahmed b. Hanbel, ilmihal olarak hikmetin timsali sayılabilir. Otuz bin civarında hadis ihtiva eden el-Müsned'in müellifi, “Hiç bir hadis-i şerif yazmadım ki onunla amel etmeyeyim” buyurmuştur. Akıl almaz bir hikmet örneği! Hâlbuki bugün çoğu insan, iliklerine işlemiş modern Kartezyen dünyagörüşünün etkisiyle önce bilgiyi elde etme, biriktirme, sonra fırsat bulursa bir gün yaşama gibi vahim bir vehim içindedir. Adeta dinimizi kendimiz yaşamak için değil, başkalarına anlatmak, tartışmak üzere öğrenmeye çalışıyoruz. Bunun sonucunda temel akideleri, yerleşik sünnetleriyle dinimizi, sonu gelmez bir spekülasyon, pazarlık konusu haline getiriyoruz.