Onları ecnebileştiren çoklukta (kesrette) lezzet arama meşguliyetidir. Ecnebilik Kur’an nâzil olduktan sonra onların karakteri olmuştur. Bizim ilgilendiğimiz asırlar boyu “bizim tarafta bulunuş” olduğu için, birliği dirlikte bulan halimize söz söyletmediğimiz için kendimize biz demişiz. Onlar ise işgal ettikleri sahaya şekil vermeleri sebebiyle bizden başkasıdır. Bize göre bir kimsede “din-iman kalmamış olması” o kimsenin iyilerden kopmuş bir kötü addedilmesine kâfidir.
İsmet Özel
istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=63...
Bugün beşinci sınıflarla sofra adabını işlerken,
midenin üçte birini yemekle, üçte birini su ile, üçte birini de rahat nefes almak için boş bırakmak gerektiğini söyleceğim sırada öğrencilerimden biri son kısmı söylememe fırsat vermeden; çay diye bağırdı. Evet yemek, su ve çay:))
Eğer insanları evlenmekte tereddüde sevk eden şey bedbaht olmak korkusu ise bende böyle şey yoktu; çünkü hiçbir hareketimin gayesinden tam bir saadet beklemiyordum. Hayattan aldığımız her zevki ona muadil bir ıstırapla ödediğimizi bildiğim için, hiçbir şeyden yüzde yüz saadet ümit etmiyor ve yüzde yüz felâketten korkmuyordum. Bunun ikisi de imkânsızdır. Çünkü ruhî varlığımız hazla kederin muvazenesine istinat eder, işte en büyük adalet ve müsavat! İnsan, çektiği ıstırap nispetinde zevk duyar: Ne kadar acıkırsa yemekten, ne kadar yorulursa dinlenmekten, ne kadar ararsa bulmaktan o derece zevk alır. İhtiyaç ve ıstırapla muvaffakiyet ve saadet arasındaki bu riyazî tenasüp, bütün insanlar arasında tam ve ezelî bir müsavat temin etmiştir.