Yazarın; özgün anlatımının, birkaç gün damağınızdan silinmeyecek o tadını sonuna kadar aldıran bir eseri daha!
Kitabı okurken literatürde bağımlılık üzerine yazılmış, çizilmiş ve kurulmuş bütün içerikleri bir kenara bırakacaksınız. Bütün kitaplarında olduğu gibi bu kitapta da oldukça çıplak bir gerçeklik, yargılamaktan öteye geçmediğimiz, ötelemekte de hiçbir sakınca görmediğimiz bir başka kesim karşısında sizi silahsız bırakacak.
Karakterin girdiği köhne odalardaki ağır kokuların genzinizi yaktığı, bulunduğu mekanlardaki karanlığının gözlerinizi yorduğu, sahile indikçe deniz havasının ciğerlerinizi zorladığı bir anlatımla, bizleri, tanrı bakış açısından kitaba dahil ediyor yazar. Sıkça kullandığı alaycı dilin altındaki o burukluk hissi, ağzınızda kekremsi bir tatla her sırıtışınızı askıda bırakıyor. Özellikle sonlara yaklaştıkça bitmesini istemediğim, okumam boyunca es verdirerek “Hakikaten bütün her şey niye böyle?” dedirtmesiyle beni sarhoş etti.
Seve seve okudum, darısı başınıza efendim.
İyi okumalar.
Okurken kendinizi sık sık içinizdeki çıkmaz sokakların dönemecinde bulacağınız bir kitaptır bu. Sorumlulukların, hayat düzeninin, kendini avutmanın emsalleri, daha kitabın başında gömleğinizin sol cebine girip sayfayı her çevirişinizde göğsünüze batmaya başlıyor.
İnsanın en büyük düşmanının kendisi olduğu ibaresinin çıkıntılı yüzeyinde yalınayak yürüyorsunuz kimi zaman. Ve kimi zaman bu hissin o kadar da rahatsız edici olmaması sizi şaşırtıyor. Alışılageldik bulduğunuz, ‘Ya ne olacaktı, ne zannetmiştin ki?’ dediğiniz satırları var. Bu kitabın niçin bu denli önemli bir eser olduğunu anlıyorsunuz. Ama bunu size dedirten şey tutku dolu vurucu yanlardan ziyade; hayatın bayağılığını, vasatlığını ve yediğimiz her lokmayı büyük saymalarımızın altında yalnızca kırıntı olduğu gerçeğini kabullenemeyişimizi yarı saydamlıkla göstermesi oluyor.
Tadı damağımda kalan bir kitaptı diyemeyeceğim ama uzun süre etkisinden çıkamayacağım onlarca cümlesinden bir tanesiyle incelememi bitirmek istiyorum.
“Kendi ruhunun pisliğini bu kadar yakından gören bir adam başkalarının temiz olacağına inanabilir mi?”
İyi okumalar.
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Sıfır6 Yayınevi · 2021208,9bin okunma
"Kitabını yazmak" deyimini mecazdan sıyırarak ölüme ve melankoliye somut bir nitelik kazandıran yazar Sadık Hidayet, bu sefer de; yalnızlığın, görülmemenin ve kendini gerçekleştirememiş tutkuların ne derece tehlikeli olabileceğini gözler önüne seriyor. Bu eserde, yer yer rahatsız edici tasvirler içerse de, kendisinin acıyı betimlemede ne derece usta olduğunu bir kez daha görüyoruz. Hikaye oldukça ciddi bir buhranın pençesindeki ana karakterin paylaşma ihtiyacıyla başlıyor. Kitabın özellikle bu kısımlarında oldukça lezzetli cümlelerle karşılaşacaksınız. Fakat sizi peşinden sürükleyen bu tat, ilerleyen bölümlerde biraz geniz yanmasıyla sonuçlanabilir. Kendisini hastalıklı bir hâle sürükleyen mevzubahis duyguların, belki biraz acımasız bir şekilde, yaşamın anlamını ve gerçeklik algısını elinden nasıl aldığına bizi şahit tutuyor yazar. Daha önce O'nun herhangi bir eserini okumuş biri bunu çok iyi bilir ki, kaleme aldığı bu birikmişlik, yalnızca onları gerçekten deneyimlemiş biri tarafından bu şekilde anlatılabilir. Yukarıda değindiğim bazı tasvirlerin 'rahatsiz edici’liğinin bütün gücünü, karakterin nevrozundan aldığı ve içinde bulunduğu toplumun kültürü göz önünde bulundurarak ele alınırsa, her ne kadar vurucu bulacağınızı tahmin edemeyeceğinizi ve etkileyiciliğinin idrakıyla aydınlanacağız bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
İyi okumalar.
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,6bin okunma