"Yalnız Hikmet'e göre, bu müşterek lisanın hususiyetlerinden biri de münakaşa yapılmamasıymış. Yani, Hikmet taarruz edecek, sen susacaksın. Bu, 'başka bir mantık'mış." Hikmet durgunlaştı, geç karşılık verdi: "Evet, Albayım, o başka. Karşılıklı güven olduktan sonra, her şey yapılabilir." Albay, Hikmet'in durgunluğundan yararlandı: "Peki, neden sana taarruz edilince, aynı mantığı tatbik mevkiine koymuyorsun? Neden sözleri değil de insanları itham etmeğe kalkışıyorsun hemen?" Hikmet sandalyesine yaslandı: "Çünkü Albayım, ben de başkayım."
“Zayıfın dilini korkuyla hareket ettiren, hislerinin tersini söylettiren, çarpıtılmış esareti gördüm; kendi zor koşullarını düşünüyormuş gibi yapıyorlar, ama bir çocuğun bile katlayıp kaldırabileceği boş çuvallara dönüyorlardı.”