...
asıl içimi titreten, yine öyle bir boğaz akşamı, Çolpan'ın dönüşünü beklerken; söyledikleri olacaktır: "-... 90'lı yıllar bitiyor, acaba 2000 yıla kadar yaşar mıyız?" İkimiz aynı yaştaydık, benim cevap vermeme meydan bırakmadan, acı bir tebessümle demişti ki: "-... sen belki, ama benim yetişmeyeceğim, neredeyse kat'i!" Sadece bu sözler bile, onun dramatik yapısını, hüzne ve kedere yakınlığını göstermeye yetmez mi? Ne yazık ki, tahmini doğru çıktı; onu yılarca sonra, nedense -birkaçı hâriç- rolleriyle değil, yaptığı resimlerle, yazdığı şiirlerle hatırlıyorum.
Ölümün karşısında, ne desek, boş: aslında susmaktayız.
Attilâ ilhan.
4 Nisan 2005.
Maçka / Ist.
Homeros’un İlyada'sı -Yunan halkının ilk büyük kazanımı, şiiri ele geçirmesidir- savaştaki insanın, tutkuları ve tanrılar yüzünden savaşa sürüklenmiş insanların şiiridir. Burada büyük bir şair bu iğrenç felaket karşısında insanın, “ kan içici... tanrıların en tiksinti vereni” Ares ile karşı karşıya kalmış insanın soyluluğunu dile getirir.
”İçelim. Lambanın ışığını niye bekleyelim ki, azıcık günümüz kalmış.
İndir, çocuk büyük alaca bardakları. Şarabı insanlara Zeus ile Semele’nin oğlu verdi, sıkıntılarını unutsunlar diye. Bir kısım şarap iki kısım su, doldur onları ağzına kadar. Bir bardak öbürünü isteklendirir. ”
(Ey Ramuz! Hayır, bu Alkaios (Alkeos).)
Aşağılayıcı olmayan terim olarak Barbar düpedüz yabancı, Yunanlı olmayan, bu dilleri kuş dillerine benzeyecek kadar tuhaf hale getirip bar-bar-bar konuşan kimse demektir.
“Hellen topluluğu aynı kandandır” diye yazar Herodot, "aynı dili konuşur, aynı tanrılara, aynı tapınaklara, aynı sungulara, aynı adetlere, aynı törelere sahiptir.”