Matematik dedikleri formül ezberinden, Türkçe dedikleri dil bilgisinden, Tarih dedikleri kronolojiden, Fen dedikleri teoriden ibaret bir eğitim. Bir de üçüncü mesele var ki o daha daha, hatta bir daha ekleyerek söylüyorum daha daha daha acı. Öğrencilerimizin aldığı eğitimi hep Batı marifeti biliyor olması. Hâlbuki tanjant, kotanjant, sinüs gibi terimleri kendi dedelerinden olan Takiyüddin Efendi’nin keşfettiğinden habersiz bir şekilde eğitim sisteminin içinde yükselmeye çalışmaktadır. Bu konuya neden geçtim derseniz... Çünkü gençlerimiz bu gibi şeylerin hep dediğim gibi Batı’dan gelebileceğine inanmakta. Öğrencilere coğrafya dersinde Antarktika’nın, 19. yüzyılda keşfedildiği söylenir. Lakin 16. yüzyılda Antarktika’nın haritasını çizen Piri Reis’ten hiç bahsedilmez. Öğrencilere İslam dininin bilime engel olduğu gösterilir. Ama bu Avrupalılar hiç demezler ki: “Bizler yıldızları asılmış kandil zannederken, 1100’lü yıllarda yıldızların yer ve açılarını ölçen Müslüman âlim Cabir bin Eflah olmuştur” diye. Onlar din olarak İslam’dan nefret ettiler ama kültür ve medeniyet olarak İslam’a duydukları hayranlıklarından ne vazgeçebildiler, ne de bu hayranlığı gizleyebildiler.
“Sizi sevmek çok güzeldi, Eflah Bey.”
Yenilgi İçinde gözlerini yumduğunda kirpiklerinin arasından taşan yaşlar sesini titretti.
“Sizi sevmekse güzel olan tek şeydi, Ukde Hanım .”
Parmaklarım ıslak yüzünde gezinirken, "Eflah," diye mırıldandım zor nefes alırken. "Bunları seni üzmek için söylemiyorum ama bana yazdığın o kitabı okumayı çok isterdim."
Kaskatı kesilerek daha çok ağladı o sevdiğim gözler. Benimle ilgili bir şeyler
onun içinde ukde kalır mıydı, bilmezdim ama o kitabı okuyamamak benim içimde ukde kalmıştı.