İyi ki alışmadım sigaraya, tütüne. Hanife hiç hazzetmiyor kokusundan. O yalnız benim kokumdan hazzediyor. Madem öyle, ne karıştırayım kokumun içine başka koku?
Bir gün Mustafa Bey, Dimitrios'a şöyle dedi:
"Bak efendi yiğenim, benim içimde yanan ateşi anlaman için evinde hiç kitap olmadığını düşün!" Ekledi: "Bununla kalma; bu yaşına kadar ders kitabı dışında, din kitabı dışında hiç bir kitap okumadığını düşün! Burda kalma; hiç okuma yazma bilmediğini, bu yaşamda sana kimsenin 'abece' öğretmediğini düşün! Böyle düşünürsen hem benim yaptığım işi, hem de bizim halkımızın durumunu doğru olarak anlayabilirsin!"
"Kitap sevgisi diye bir sevgi vardır sanırım. Ana sevgisi, kardeş sevgisi, yar sevgisi gibi bir sevgi. Bu sevgi insanın içinde doğuştan mıdır? Yoksa sonradan mı uyanır? Bunu bilmiyorum.
Daha doğrusu, ben şöyle inanıyorum: Kitap sevgisi de bütün öbür sevgiler gibi doğuştan vardır; ama uyuyordur. Onun, zamanı gelince uyandırılması gerekir."
Neydi bu kadar çaba, bu kadar bencillik, alçalma, zulüm, işkence? Delirmişlerdi bu filler, ama delirmenin de bir sınırı olmalıydı. Karıncalara bu zulmü yapan filler, hüdhüdler, korkudan da deli oluyorlardı. Karıcaları karınca kadar bile görmüyorlardı ya, gene de korkudan gözlerine uyku girmiyordu. Dünyanın büyük lanetine, korku lanetine uğramış lardı. Ambarları yüz yıllık yiyeceklerle, hazineleri bin, on bin yıl yetecek kadar altınla dolu olmasına karşın, yarın aç kalacaklarmış gibi korkuyorlardı. Esen yelden, akan sudan, şırıldayıp gelen ışıktan, gökyüzünden, topraktan, dünyayı doldurmuş çiçeklerin kokusundan, kanatları ince kelebeklerden korkuyorlar, korkuyor biriktiriyorlar, biriktiriyor korkuyorlardı.