Necati Cumalı'yı Mine adlı tiyatrosuyla tanıdım ve çok beğendim. Bu da kardeşimin tavsiyesi üzerine alıp okuduğum ilk hikâye kitabı.
İçinde birbirine ana fikir olarak benzeyen hikâyeler barındırıyor. Bu hikâyelerde Cumalı, tanık olduğu olayları o dönemin toplum yapısını da aktararak güzel bir şekilde anlatmış. Yer yer bireysel karakterlere de yoğunlaşmış. Birtakım duygulara(intikam, hırs, ikiyüzlülük, saflık...) özellikle eğilmiş.
Kitapla ilgili beni rahatsız eden tek şey Yenilmeyen adlı hikâye. Üç kere okumaya çalıştım ama bir türlü kendimi içinde bulamadım ve bu yüzden okumadım.
Anlatım tarzı olarak Cumalı; sade ve akıcı bir dile sahip, hikâyeleri yer yer betimlemeler ile süslenmiş yer yer diyaloglar ile zenginleştirmiş dolayısıyla hikâyelere farklılık katmıştır.
İyi okumalar :)
Belki de ‘’Köy Enstitüsü’’ kavramını birçoğumuz duymuşuzdur. Ama bu konu hakkında pek bilgi sahibi olduğumu(zu) düşünmüyorum. Bu kitapla birlikte ise bu konu hakkında bir sürü bilgi edinme şansı buldum.
Köy enstitüleri ilk başlarda çok güzel bir fikir olarak ortaya atılmış ve uygulamaya konulmuş. Bunun başındaki en temel iki kişi ise Hasan Ali Yücel ile Hakkı Tonguç. Zaten Talip Apaydın da yeri geldikçe onlardan bahsediyor ve kitabın sonunda haklarını teslim ediyor.
Kitabın yazarı olan Talip Apaydın da bu enstitülerde yetişmiş dönemin aydın kişilerinden biri. Kitapta enstitüye girişinden itibaren yaşadıklarını ve o dönemi çok güzel bir şekilde işliyor. ‘’Köy Enstitüsü’’ uygulamasının başlarda ne kadar başarılı uygulandığını ama sonunun o kadar iyi bitmeyişini, halkın nasıl karşı çıktığını, yeni bakan tarafından nasıl değiştirildiğini ve sonunda nasıl kapatıldığını tüm gerçekliğiyle anlatıyor Apaydın.
İyi okumalar:) Talip Apaydın
Bu ülke, baştan başa aydın insanların çalışkan insanların ülkesi olacaktı. O zaman, Atatürk'ün özlediği, "Çağdaş uygarlığın üstüne çıkmış Türkiye" kurulacaktı.