Elif

Elif
@egokcenb
Varlıktan sıyrılıp ruh olmak gerek
65 okur puanı
Mayıs 2017 tarihinde katıldı
Puan vermedi
Taş yerinde ağırdır cümlesi tam da Ahmet Mithat Efendi gibi bir yazar için söylenmiş bence. Çünkü onun eserlerini okuyunca zamanına göre değerlendirilmesi gerektiğini unutmamak lazım. Neden mi? Tanzimat sürecine kadar edebiyatımızda halk hikâyeleri, destanlar, mesneviler sayesinde roman ve öykü ihtiyacı gideriliyordu fakat yönümüzü Batı'ya çevirmek roman, öykü, makale gibi türleri tanımaya sebebiyet verdi. İşte bu türlerin ilk örneklerini de Ahmet Mithat Efendi gibi dönem aydınları verdiler. Ahmet Mithat Efendi’nin lakabı "yazı makinesi" dir. Eserlerinin tam sayısı bilinmese de kabul edilen genel sayı 200'dür.İşte tam da bu noktada ortaya bugünün okurunun sevmediği yüzeysellik, dönem okurunun ise erişilebilirliği kıstası önem arz ediyor. Yani sevgili yazarımız sık yazıp birçok yerde tıpkı bu eserinde yaptığı gibi olayı kesip uzun bilgiler veriyor, nutuklar atıyor. Sonuç itibariyle çok okunduğu için önemliydi ve önemli olmasının bedelini Edebî deeinlikten feragat ederek ödedi. Bu eser, Ahmet Mithat’ın Avrupa kaynaklı bir serüven hikâyesini alıp kendi okuruna sunma çabası. Konu ilginç: İtalya’da geçen, kanun kaçağı bir haydutun maceraları. Montari, aslında Robin Hood’un Osmanlı okuruna uyarlanmış bir kuzeni gibi: düzenle kavgalı, halkın gözünde kahraman, ama kanun önünde suçlu. Yani hem “suçlu” hem de “idealize edilen bir figür.” Fakat burada mesele sadece macera değil. Ahmet Mithat, Montari’nin hayatını anlatırken bir yandan da dönemin Avrupası’nı, toplumsal yapısını, iktidar–halk çatışmasını göz önüne seriyor. Bir “serüven romanı” beklersen keyif alırsın, bir “karakter derinliği” beklersen hayal kırıklığına uğrarsın.
Haydut MontariAhmet Mithat Efendi · Türk Dil Kurumu Yayınları · 201829 okunma
Reklam
9/10
·400 syf.··
2025 22. kitabı
Sanat tarihine mesafeli olanların bile okuyacağı türden bir roman. Çünkü burada akademik bilgi kasılmıyor; bir dedeyle torunun göz göze, gönül gönüle bir yolculuğu var. Küçük kız gözlerini kaybetmeden önce Louvre’da, Orsay’da, Pompidou’da ne varsa sindirmeye çalışıyor. Dede ise ona sadece tabloları değil, hayatın acısını, güzelliğini, tesellisini de öğretmeye uğraşıyor. Okurken bazen kendimi gerçekten müze salonlarında hissettim. Canaletto’nun dingin deniziyle Turner’ın fırtınası arasında gidip gelmek sanki kendi hayatımdaki iniş çıkışlara bakmak gibiydi. Ama bazı kısımlar var ki, biraz fazla parlatılmış, fazla uzatılmış. “Tamam anladık, güzel, etkileyici ama biraz da derinleş be adam” dedim kendi kendime. Bir yerden sonra duygusal yükleme yapmak yerine daha keskin bir sorgulama isterdim. Küçük Mona’nın bakışları ise en güçlü tarafı. Bir çocuk gibi saf, ama bir yetişkin gibi yakıcı sorular soruyor. Mesela Davinci'nin eserinde gökyüzünde bir icadını aramasında gözlerindeki o hınzır zeka parıltısını adeta gördüm. O yüzden kitap sadece sanat eseri gezdirmek değil, aslında insanın gözleri kapanmadan önce hayata hangi görüntüleri kazımak istediğini sorduruyor. Özetle: harika fikir, etkileyici konu, ama sonuç “müthiş” değil, daha çok “iyi ki okudum ama biraz daha olsaydı” dedirten cinsten. Çok susamışken içilen bir bardak su gibi… Rahatlattı, iyi geldi ama doyurmadı.
Mona'nın GözleriThomas Schlesser · Timaş Yayınları · 2024635 okunma
5/10
·303 syf.··
2025 19. kitabı
Popüler kitapların iyi reklam çalışmaları ile abartıldığını düşünen kesimdeyim. Fakat işlenen temel konu çok iyi. Bu yüzden meraklandım. Dili tutuk, ana karakter olması gerektiğinden daha depresif ve bu duyguları uzun uzun anlatılmış. Gel gelelim ne bir ters köşe var ne ırkçılık ki çok da ırkçılık gibi düşünülmeyen Asya Irkçılığı derinlemesine anlatılabilirdi. Cidden bazı yerlerde bu yazar anlattığı şeyleri yaşamış, o kitapta bu mu acaba dedim? Bahsi geçen kitabı biraz anlat, buradan yapılan ırkçılığa bağla ya yazarın geçmişinden söz ederken ya birkaç yerde toplantılara katıldığında dile gel yahuuuu. Bir diğer konu yayın sektörünün rezilliği. Bari bu kısmı parlat da bir noktada yazar işin hakkını vermiş diyelim. Yok! Daha da olmadı sosyal medyanın gücünü zaten yer yer veriyorsun bari bunun üzerinden derinleş. Özetle harika fikir, harika konu ama sonuç tatmin etmiyor. Kahraman tam oturmamış bir ergen gibi sadece mızmızlanıyor. Her şeyden biraz romanı olmuş. Biraz karakter analizi, biraz derin yazım, biraz psikolojik tahlil müthiş hale getirirdi. Çok açken yediğimiz bir parça ekmek gibi kaldı.
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,2bin okunma
Bir kahve, hafif rüzgar eşliğinde iyi gidiyor
9/10
·256 syf.··
2025 20. kitabı
Kitabı pek beğendim, şu sıralar kişisel gelişim temelli romanlar popüler oldu ister istemez merakımızı celp ediyor. Fakat bu kitap ne çooook derinlemesine gidiyor ne de yavan kalıyor. Tatlı tatlı sorgulatıyor kendinizi. Yaz gününde sakin kalıp ufak çaplı anılar yolculuğuna çıkartıyor. Dili ve üslubu güzel, sade ve anlaşılır. Kahraman ne çok melankolik ne Polyanna o yüzden keyifle ilerliyor sayfalar. Özetle bana iyi geldi dostlar, bahsettiği şeyler pek de uzak olmadığımız ama hayatın hızlı rüzgarıyla kıyıya köşeye savurduklarımız. Keyifli okumalar dilerim
Kendimi Kaybettiğim Yerde BuldumVeronique Maciejak · Yan Pasaj · 2022553 okunma
6/10
·304 syf.··
2025 18. kitabı
Son zamanlarda bu tarz içeriklere sahip kitapların sayısı hayli arttı. Malum sosyal medya kişisel de gelişelim, sağlıklı da olalım, harika da görünelim, ayrışmayalım da diye diye birçok standart yükledi omzumuza. Aslında popüler olsa da olmasa da ve farklı yöntemler gelişse de insanın en temel ihtiyacı (Maslow Ağabeyin listesi dışında :) kendisini bulmak. Gelin halimizin ismine ahir zaman diyin, modern insanın hayatta kalma çabası diyin sonuç olarak kendimizi kolay kaybedip zor buluyoruz İşte bu kitapta romans diliyle size bu yöntemlerden birini işaret ediyor. Yorumumun başında da yazdığım gibi bu minvaldeki eserlerin genelinde görülen bir sistematik ile ilerliyor eser. Bu açıdan yenilikçi diyemeyeceğim, vermek istediği mesajı da gözünüze sokmuyor bu kısım pek hoş. Kaldı ki ana karakterin agresyonu aşırı doz, sonu da azıcık tahmin edilebilir. Özetle dostlarım türü içerisinde yeni başlayanların seveceği, bu kategorinin kompedanı olanların yazık ki hafif bulacağı, edebiyatçıların dil ve kurgu açısından yavan bulacağı ama yaz gününde de okuması güzel bir kitap
Bugün Kalan Hayatımın İlk GünüMaud Ankaoua · Yan Pasaj Yayınları · 20238,1bin okunma
Reklam