Ama, ben, sana her şeyimi verirdim, her şeyimi satardım, bir gülüş, bir bakış için, bana bir "Teşekkür ederim!" demeni işitmek için, ellerimle iş görürdüm, sokak ortasında dilencilik ederdim. Ama sen, sanki bana hiç azap çektirmemişsin gibi, şurada rahatça koltuğunda oturuyorsun, öyle mi? Sen olmasaydın, bunu bilmiş ol, ben mutlu yaşayabilirdim! Kim seni zorladı! Biriyle bahse mi girdin? Ama yine de beni seviyordun...
Bilakis, ben Allah'a taparım. Bizi, vatandaş ve aile babası vazifelerini görelim diye bu dünyaya getiren, adı ne olursa olsun, bir Yüce Varlık, bir Yaradan bulunduğuna inanırım. Ama, kiliseye gidip gümüş tabaklar öpmeye, bizden iyi yiyip içen birtakım soytarıları kesemden beslemeye gereksinme duyamam; çünkü insan Allah' a saygısını bir ormanda, bir tarlada, hatta eski zaman adamları gibi, gök kubbeyi seyretmekle gösterebilir. Benim Allahım Sokrates'in, Franklin'in, Voltaire'in, Béranger'nin Allahıdır.
Bilmem size de hiç oldu mu?.. Bazen insan bir kitapta kendisinin de aklından geçmiş bir fikre, ta derinden hatıra gelen silinmiş bir hayale rast gelir ki bu, en ince hissinizi anlatıyor sanırsınız.