Destansı Azak Gazası
ANAPA LİMANINDAN AZAK GAZASINA HAREKET A ZAK gazasının sebebi: Dördüncü Murat Han Cennete benze. yen Bağdad'ı Acem elinden alarak zaferle İstanbul'a dönün ce, kafirler şaşkına dönüp her taraftan elçiler gelmeye baş-ladı. Sulhu yenilemek için, pek çok hediye ve hazineler takdim et. tiler. Yalnız Maltızlardan kimse gelmedi. Onların üzerlerine yürü mek için bin parça gemi tedarik olunup iki adet kara mavna yapı-larak üç yüz parça top ile sefer hazırlanmış iken, «Kul tedbirini alır. Allah takdir eder ifadesince, Sultan Dördüncü Murat Han Cihan Padişahı oldu (Vefat etti). Bu kere bütün kâfirler, yedi başlı ejder gibi başkaldırıp, Osmanlı topraklarına saldırmaya başladılar. Önce, Moskof denilen Ruslar Kırım ve Azak taraflarını yağma ve talana başlamışlardı. Bunu Kırım Hanı Sultan İbrahim Han ile Sadrazam Kara Mustafa Paşa'ya arzettiyse de aldırış etmediler, Çünkü Sultan Murad'ın vefâtından sonra, asker ayaklanarak sadrazamı istememe-ye başladı. O da, «Kulun burnunu sefer kırar düşüncesi ile, bir ta-rafa sefer açma arzusunda bulundu. Bu sırada Kazak Rusları Azak kalesini istilå ederek yetmiş seksen bin kâfir orada yerleştirmiş, Kı-rım Hanı ile sadrazamın ihmali yüzünden o güzel kale elden gitmiş-tir. Yine o sene Kazaklar yüz elli şayka ile Karadeniz'de dolaşarak tüccar gemilerini yağmalamışlar, Karadeniz kıyılarındaki şehir ve kasabaları yakıp yıkmışlardı. Muhammed ümmetinin bu durumu devlete bildirilince, bütün Rumeli eyâletlerine iş bilir kapıcıbaşılar tayin olunarak fermanlar gitti. İlk olarak Özü eyâletine sahip olan Koca Gürcü Kenan Paşa ile Rumeli paşası, yirmi sekiz kadar liva-beyleri, kırk bin bucak tatarı, kırk bin Boğdan askeri, yirmi bin Erdel askeri ve seksen bin rüzgâr kadar hızlı Kırım tatarı, gidip Azak kalesini kuşattılar. Bizimle bulunan donanmada yüz elli
Sayfa 474 - Cild 2·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ateşi tutuşturarak ormanın yanmasına neden olan rüzgâr kandilin sönmesini de sağlar. Kim zayıfa dost olur ki ?
Sayfa 149·Kitabı okudu
Tophane'nin topları
Topçuların bulundukları yerin özellikleri: Koca Sultan Süleyman Han. kırk sekiz sene süren padişahlığı sırasında bütün düşmanları-na galip gelerek padişah ve krallara hoyun eğdirmişti. Fakat Al-man Kralı amâna gelmeyip daima düşmanlık ederdi. Süleyman Han ise dört sene batıda, dört sene Acem'de, dört sene Venedik'te savaş-mış ve otuz altı sene de tamamen Nemse (Avusturya) imparatoru ile uğraşmıştır. Sonunda onların topraklarında vefat etmiştir. Bun-ları mağlûp etmek için top ve tüfenge muhtaç olduğundan, Süley-man Han topçulara ehemmiyet vererek Osmanlı ülkesinden ve diğer ülkelerinden paralar vererek topçular getirdi ve ataları Mehmed Han ile Bayezid Han'ın yaptırdıkları Tophane'yi yıkarak yeni bir Top-hane yaptırdı ki, gören bu büyük binayı devlerin yaptığını zanneder. İnsan ne olduğunu bilmez. Düşmanların eline geçen kaleleri kurtar-mak için en mühim silâh olan topların her çeşidi işte bu eski topha-nede yapılır. Top dökümhanesi: Deniz kıyısından yüz adım içerde yüksek bir dağın eteğinde, etrafındaki duvarlar kale gibi sağlam olan bir ker-vansaraydır. Kuşatıldığı takdirde savaşa dayanıklı sağlam bir duvar-dır. Onun ortasında, yine dört köşe kırk arşın boyunda yüksek bir duvar vardır. Üzeri dört tepe padavra tahtası ile örtülüdür. Kubbe-nin üzerinde, dumanların çıktığı büyük bacalar vardır, Padavradan yapılan bu dam üzerinde insan gezinecek yollar vardır. Damın üze ri merdivendir. Bu damın tâ tepesinde ve dört tarafında, yüzlerce bal fıçıları ile su hazırdır. Tunç eritirken ateş sıçrarsa, damda ge-zen nöbetçiler o su ile ateşi söndürürler. Top kalıbı dolabları: Bu dökümhånede top kalıpları yapılan yüz-lerce dolab vardır. Kırkar, ellişer okka gülle kalınlığında kalıb yap-mak için, demir millere kırkar, ellişer bin yumurta ile karıştırılmış. macun hâline getirilmiş
Sayfa 335 - Cild 1-2·Kitabı okuyor
Iskalanmış Bir Hayatın Mazereti/ Muhammed Büyükköroğlu
Sana bu mektubu uzak bir şehirden, başka bir ülkeden değil, seninle aynı göğün altından, aynı kasvetli sokakları iki yabancı gibi adımlarken yazıyorum. Öylesine yakınsın bana, bir o kadar uzak. Pencere pervazına yuva yapan ürkek güvercinleri izliyorum. Bu dünya keşmekeşinde uslanmadan her sabah kanatlanıp sonra her akşam dingin yuvalarına geri dönüyorlar. Sen seviyorsun diye bir kedi sahiplendim. İsmi Pusat. Baygın gözlerle beni süzüyor. Kedersiz, öylesine uysal. Her gün mutat üzre yürüyorum, konuşuyorum, her zaman yaptığım işleri sürdürüyorum; ama nasıl anlatsam, dünyaya karşı bir müstağnilik, yeri dolmayan bir boşluk var içimde. İçimde derin bir hiçlik, velhasıl sensizlik var. Bardağımda acımış bir çay, küllük tıka basa dolu. Şimdi sana bu satırları yazıyorum. Söylemek istediklerim var, söyleyemediklerim. İlk kez alıyorum kâğıt ve kalemi elime. Kalem ki üzerine yemin edilmiş; öylesine hürmetkar, öylesine dikkatliyim. Sözün lades kemiğini yakalamak için besmeleyle başlıyorum. "Bazı savaşlar kaybedilirse şereflidir zaferle dönenler mağlup olanlardır" Bilmem kaçıncı kez mağlubum sana. Seni, en iyi sensizliğin anlattığı bir gecenin tam orta yerindeyim. Saat gecenin üçü. Şehla bir dolunay var gökyüzünde. Yaz gecelerinin asudeliği, yerini güz mevsiminin hasret kokan ayazına terk etmiş. Oysa yatmaya hazırlanıyordum, ertesi günkü anlamsız yavanlığa dayanabilmek için. Beyhude bir savaş başlıyor içimde, sen ve ben. İçimde bitmeyen, içimden gitmeyen bir savaş... Sokakları denize açılmıyor bu şehrin. Serin meltemleri okşamıyor yüzümü. Trahomlu şairler hiç adımlamamışlar bu kaldırımları. Oysa ben, İplikçi Camii'nin köşesindeyim şimdi. Seninle ilk kez karşılaştığımız yerde. Gözlerinden akıp gönlümü musahhar alan sevdanın başladığı yerde. Bozkır ayazı içimi ürpertiyor. Bir
Sayfa 15
"Kendimden başka güvenecek kimsem yoktu; ben kendime yeterdim. Buna inanmak zorundaydım, şimdiye kadar hep kendime yetmeyi başarmıştım."
Sayfa 116·Kitabı okudu