Deniz Kızı Ağladığında birinci kitaptan daha sürükleyiciydi. Olay örgüleri iç içe geçmiş ve bence birinci kitaba göre daha bütünlük sağlamıştı. Tethys ve Selene’nin bakış açılarından olaylara bakmak bu kitabın beğendiğim özelliklerindendi. En beğendiğim yanı Erin’in önceki kitaptan ders çıkarmış olması ve titaniçeyi kendine rol model edinmesi oldu.
(SPOİLER)
Kitaba Tethys bakış açısıyla başlamak ilk başta şaşırtsada benim ilgimi olumlu gönde çok çekti.
Erin’in o kadar bela atlatmasına rağmen Sigma Fi tarafından kaçırılması bana göre
saçmaydı.
En beğenmediğim kısım Sigma Fi’de tanıştıkları tesettürlü müslüman olan kızdı. Yok ben Hekate’yi tanrıça değil meleklerinden biri olarak görüyorum , büyüyü yapmamak için öğreniyorum. Hayal kurmak serbest burada yazara karışamam bende amatörce şeyler yazıyorum ama yazılan kurguda yanlış bilgileri oldum olası sevemiyorum.
Altın ağacın kaybolması ve Fiona ve Erin’in Doğa Anayla tanışması ilk başta beni çok gerdi. Dedimki diğerleri bitmeden yeni bir düşman geldi. İlk başta düşmanca bir tavır sergilesede sonlara doğru ılımlı tavır sergilemesi insana derin bir oh dedirtiyor. Ayrıca Doğa Anaya kafa atan minatorun yaşaması ve kırkayaklarla birlikte dolapta yaşamaya başlaması çok güzel bir ayrıntı.
Sare’nin kırkayakları dolapta bekletmesi ve Erin ve İan’ın onları sahiplenmesi çok güzeldi. Canavar olmak suç değil onların benlikleri.
Erin Kraliçe Cadı olduğu sırada yine İan’ın kalbini kıracak sandım öldüm öldüm dirildim. Figi’nin taca dönüştükten sonra Erine ‘kedi olalı bir fare tuttun ‘ diyerek belkide ilk ve son övgüsü beni benden aldı.
Bence Erin kendi dertlerine odaklı olarak biraz bencil bir yapıya sahip olsada diğerleri de hatalı. Gelip konuşmuyorlar Erinin onların akıllarını okumasını istiyorlar. Kız boyundan büyük