Bazı evlerde mutluluk çok büyük şeylerden oluşmaz.
Bir semaver kaynar.
Bir anne seslenir.
Bir çocuk sofraya oturur.
Dünya dönmeye devam eder ama o evin içindeki sıcaklık, dışarıdaki her şeyden daha gerçektir.
Sonra bir gün semaver yine kaynar… Ama artık kimse çay hazır demez. İşte o zaman anlıyorsun: Mutluluk gürültülü bir şey değilmiş.
Sessizce kaynayan bir semavermiş Semaver
Gerasim’in bitişik odaya gitmesini zor bekledi ve sonra daha fazla dayanamayıp çocuk gibi ağlamaya başladı. Kendi çaresizliğine, korkunç yalnızlığına, insanların acımasızlığına, Tanrı’nın acımasızlığına, hatta belki Tanrı’nın yokluğuna ağlıyordu.
İvan İlyiç'in Ölümü İvan İlyiç’in terfi alıp yeni evine taşınması, aslında “mutlu olması gereken” bir an. Ev güzel, eşyalar şık, her şey tam yerinde ama bu düzen ona ait değil, sadece doğru görünüyor. Tolstoy'un burada anlatmak istediği şey insanın başkalarının onayına göre kurduğu bir hayatın ne kadar kusursuz ve bir o kadar da boş olabileceği..
İvan İlyiç’in hayatı yanlışlarla değil, “fazla doğru” seçimlerle kurulmuş gibiydi. Her şey yerli yerindeydi ama sanki hiçbir şey gerçekten onun değildi. İvan İlyiç'in Ölümü
İvan İlyiç’in ölümü beni en çok insanların tavrıyla çarptı. Cenazeye gelenler üzülüyormuş gibi duruyor ama aslında herkes kendi hayatına dönmenin, işine gücüne bakmanın derdinde. Ölüm bile kimseyi durdurmuyor, sadece kısa bir an rahatsız ediyor. Tolstoy daha ilk bölümde, insanın başkasının ölümüne ne kadar çabuk alışabildiğini çok sade ama insanın içine dokunan bir şekilde gösteriyor