Bazı zamanlar hangimiz çok uzaklara gidip buralardan uzaklaşma isteği içerisine girmedik ki? Tanımış olduğumuz insanlar, yaşadığımız talihsizlikler, mecbur kalışlarımız ister istemez hepimizi bu duruma itmiştir. Rousseau da hayatının son zamanlarına yaklaşırken aynı duygular içerisine girip böyle güçlü, akıcı, etkileyici bir eser bırakmış. Ömrü yetseydi belki bu kitaba daha neler eklerdi fakat ne yazık ki sonunu yazamamış. Geziler adı altında bölümlere ayırmasından dolayı eksik kalmış diyemeyiz tabii ki de.
Yalnızlığa mecbur bırakılmış olmasıyla birlikte tek başına hayatının eğlencesini aramaya çalışırken kendini doğaya vermesiyle hayat bulan biri. Öyle ki insanlara nefretini bile yakıştırmayacak kadar kendini de seven... Kimi zaman dile getirmek istediklerimi söylemesiyle beni daha da etkisi altına alan her cümlesinin derinliğinde boğulduğum ve kendimi bulduğum ne kadar da doğru dediğim bu satırları okumak çok keyifliydi benim için. "Halbuki istemeseler de onları severdim, sevgimden ancak insanlıktan çıkarak kurtuldular." En etkili alıntılardan bir tanesiydi şüphesiz. Mutlaka tekrar okuyacağım.
#babayamektup
Onu okumak ve anlamak farklı bir dünya bence. Korkuları, yalnızlığı, kendi içinde yabancı olmayı, en yakınıyla bile iletişimin güçlüğünü okuyucusuna yaşatarak anlatanlardan. Eline ulaşmasa da, olan değil olmasını istediği hale sokmak için baba oğuldan ziyade kendi yaptırımlarını üzerinde uygulayan babasına yazdığı bu mektupla da yaşattı. Elimde olmadan bir anne olarak sürekli kızımın gözüyle bakarak okuduğumu fark ettim. O babasının bakışından, hiddetinden, cüssesinden, sosyal statüsünden, patronluğundan, başarılı olması için oğluna savurduğu tehditlerden... hemen hemen her hareketinden etkilendikçe ben kendimi, kızımın çevresinde ki insanları irdelemeye başladım. Çocuk kendini eksik hissettiği zaman, meğer en masum hareketimizden bile çok başka çıkarımlarda bulunabiliyormuş. Gösterdiğiniz destek bile ürkütüyormuş onu. Yani onu kendi içinde yalnızlaştırdıkça, güvenini elinden aldıkça, sonrasında telafisi imkansız oluyormuş. Tüm bunları ve daha fazlasını o kadar güzel vurgulamış ki, mutlaka okunması gerek diyor ve aldığım alıntılardan bir kaçını bırakıyorum buraya.
"Senin hoşuna gitmeyen bir şey yapmaya başladığımda ve sen bana başarısız olacağımı söyleyerek beni tehdit ettiğinde, senin görüşlerinde duyduğum saygının derinliği, ilerde bir zamanda bile olsa başarısızlığı kaçınılmaz kılardı. Kendi yaptıklarıma olan güveni yitirirdim."
"Evet sen temelde iyi kalpli yumuşak bir insansın, ama her çocuk o iyiliği bulana kadar arayacak sabır ve korkusuzluğa sahip değildir."
"Biraz desteklemeye, biraz dostça bir yaklaşıma, yolumun biraz açık tutulmasına ihtiyacım vardı. Sense onun yerine yolumu kesiyordun."
"Senin eğitiminin ve kendi itaatkarlığımın bir sonucuyum."
Babaya MektupFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202253,9bin okunma
Sonları çok hızlandırılmış bir şekilde geçmişti. Ruh eşi olayını anlatıyor aslında ruh eşini bulana kadar geçirdikleri tüm ilişkilerin aslında tam içine sinemediği eksik kaldığını anlatıyor. Kitap boyunca baş karakterlerimiz hep eksik kaldığını düşündükleri bir hayat yaşıyorlar. Devamlı ne zaman bir araya gelecekler diye bekliyorsunuz. Ama bir araya geldikleri gibi kitap bitiyor. Bir araya gelmeleri de ilk görüşte aşk gibi ikisi de birbirini gördükleri gibi yüz yıllık ilişkilerini hop diye bırakıyor. Çok daha güzel işlenebilecek bir konuyu biraz baştan savma işlemişti bence kitap. 
Belki Bir GünMarianne Kavanagh · Parodi Yayınları · 2016115 okunma
Gayet güzel bir şekilde nazi Almanyası’nı özetleyen bir kitap ama bazı eksik noktalar yüzünden yer yer keşke bu olayıda ekleseymişler dediğim oldu. Ama 2.Dünya savaşı tarihine başlayacaklara önerimdir.
Kitapta yer alan ömer ve Zühre gerçekte yaşamış kişilermiş. Yani yaşanmış bir olayın kitaplaştırılmış hali. Okurken Zühre'ye çok kızmıştım, bana çok bencil bir karakter olarak geldi. Ömerse onun aksine sakin, sabırlı bir karakter. Kitabı çok sevmeme rağmen Zühre ve Ömer'in arasındaki ilişkiyi sevemedim. Ömer Zühre'ye göstermesi gereken tepkiyi gösterip bir yüzleşme yaşanmalıydı. Bence o kısım eksik kalmış. Fakat yaşanmış bir hikaye.İmamı rabbani sahneleri de güzel işlenmiş. Okunur. Fakat hayatının detaylı olarak öğrenmek için farklı kaynaklara başvurulması lazım. Alimlerin hayatının romandan öğrenilmesi bilgi açısından eksik oluyor. Sonra farklı bir kaynağa başvurulursa daha faydalı ve kalıcı olur.
Bir iki günde bitirilebilecek, kendisine harcanılan vakte kesinlikle değen bir kitap. Yazarın önceki kitabını da okumuştum. Teknik açıdan ikisi arasında baya bir fark var. Yazarın gelişimi belli oluyor.
Hızlı başlangıçlar, hızlı olaylar ve hızlı çözümlerin kitabı. Daha ilk bölümden ters köşeyle başlayarak okuyucuyu avucunun içine alıyor. Zaman atlamaları ile dikkat dağıtmak yerine karakterler ile ilgili bilmemiz gerekenleri doğrudan vermiyor. Diyaloglar içinde karakterler ile ilgili ufak ufak ipuçları sunarak bir yandan okuyucuyu karakterlerin nasıl insanlar oldukları gizemini çözmeye davet ediyor.
Sonra da "Bak Hasan tahmin ettiğin gibi biri değil aslında, gel sana anlatayım." diyerek yine ters köşeye yatırıyor bizleri. Bir yandan sistem eleştirisi yapmayı da ihmal etmiyor.
Böyle böyle bir bakmışsınız kitap bitmiş. Ne eksik ne fazla. Uzun lafın kısası olmuş. Bol malzemeli ince hamurlu iki dilim pizza gibi.
Son MeydanErkin Kuşçu · Mythos Kitap · 20253 okunma