Duygusal kötü muamele hem duygusal istismar hem de ihmali kapsar; fiziksel temas gerektirmez ve uygulayıcı ile çocuk arasındaki etkileşimler içinde meydana gelir. Bu olumsuz etkileşimler ilişkiyi şekillendirerek çocuğa eksik, önemsiz olduğu veya sevilmediği hissini verir.
İnsan kendini bir anda kaybetmez. Önce susmayı öğrenir. Sonra katlanmayı. En sonunda da hissetmemeyi… Seni sen yapan değerlerden, içindeki o canlı yerden yavaş yavaş uzaklaşırsın. Bir sabah uyanırsın; her şey yerli yerindedir ama içinde eksik bir şey vardır. Gülersin, konuşursun, işine gidersin ama bütün bunların içinde artık “sen” yoktur. Sanki kendi hayatında bir rolü oynuyorsundur.
Çocukluk bir yolculuktur. Bu yolculukta onu asla yalnız bırakmayan, Onunla uyuyup onunla uyanan bir yoldaşı , can dostu vardır: Oyun. Oyun çocuğun inandığı ve güvendiğidir, sığınağıdır. Çocuk, bu yolculuğunda oyunu yanından eksik etmez,ondan güç alır. Oyun onu en zorlu zamanında dahi rahatlatmayı, kaybettiği enerjisini yeniden kazanmasında ona yol gösterici olmayı her daim başarabilir. Yani Oyun çocuğa her zaman iyi gelir. Oyuna inanmak gerekir . Zira oyunun gücüne olan inancınız ve verdiğiniz değer birebir çocuğunuza olan inancınız ve ona verdiğiniz değer ile ilişkilidir.
Sandım ki istersem
Her şeyi değiştirebilirim
Eğebilirim, bükebilirim
Dünyayı bile dönüştürebilirim
Umduğum neydi
Bulduğum ne, hale bak
Şimdi ben zararın
Neresinden nasıl dönebilirim