"Bir tek şeyi iyice öğreniyorum," dedi. "Her zaman, her gün, hep aynı şeyi öğreniyorum. Başın dertteyse, canın yanmışsa, bir şeye ihtiyacın varsa... fakir insanlara git. Sana ancak onlar yardım eder... yalnız onlar."
Suçun ötesinde bir günah var bu işte. Ağlamanın simgeleyemeyeceği bir hüzün var. Tüm başarılarımızı yıkıp deviren bir yenilgi var. O verimli toprak, o dizi dizi ağaçlar, o sapasağlam ağaç gövdeleri, o olgun meyveler... oysa beri yanda çocuklar pellagradan ölüyor. Ölecek de. Çünkü portakaldan kâr edilemiyor. Adli tabipler gelip formları dolduracak... kötü beslenmeden öldü diye... çünkü yiyecekler çürümek zorunda. Zorla çürütülecek.
"Durmadan dayak yiyoruz."
"Biliyorum," diye güldü anne. "Belki bu yüzden sağlamlaşıyoruz. Zenginler zengin oluyor, sonra ölüyor, oğulları sağlam çıkmıyor, sonunda yok oluyorlar. Ama bizim durmadan arkamız geliyor, Tom. Sakın üzme kendini. Çok değişik zamanlar geliyor."
Elbette günahlarım var benim de. Herkesin günahları olur. Günah dediğin şey, emin olamadığın bir şeydir. Hani o her şeyden emin olan, hiç de günahı olmayan tipler var ya...
Kendini zengin hissedebilmek için çeyrek milyon dönüme ihtiyaç duyuyorsa, demek için için kendini pek yoksul hissediyor. Bir kere de gönlü yoksul oldu mu, çeyrek milyon dönüm bile kendini zengin hissettirmez ona.