Puan vermedi·384 syf.··
2026 462. kitabı
Sanat adı altında yazılan çizilen her şeyin belli bir ahlaksal bir prensibi olması gerekiyor. Dostoyevski'nin ebedi koca kitabında o masum kız çocuğunun ölümü gibi bu kitaplarda da her daim Mazlum masum olan insanların ölümleri gerçekleşiyor. Ben kitabın büyüklüğü yazarın büyüklüğü ne olursa olsun bir sanat eserin içerisinde bir kız çocuğunun veya bir kadının ölmesine karşıyım. Feminizm saçmalıklarından demiyorum. Çünkü bu tanrı kompleksi olan aşağılık bir durumdur. Kendisinden aciz olana el kaldırmak ve onu yaşamaktan mahrum bırakmak İnsan işi değil... Olmuş olan durumu belirtmek veya bunu farklı bir dille, anlatmak içinse yazılabilirim ama gerisi bana mantıklı gelmiyor
Kazanan YalnızdırPaulo Coelho · Can Yayınları · 20091,897 okunma
Kesinlikle bir şans verin...
10/10
·517 syf.·
2026 143. kitabı
Martın Eden'i bitirdiğimde sanki uzun bir yolculuktan dönmüş, bir insanın yükselişine, yalnızlaşmasına ve kendi içinde yıkılışına tanıklık ettim. Martin'in hikâyesini okurken zaman zaman ona hayran oldum, zaman zaman ona kızdım ama hiçbir an ona kayıtsız kalamadım... Jack London, Martin Eden'da yalnızca bir adamın hikâyesini anlatmıyor; insanın kendini gerçekleştirme tutkusunu, ait olma arzusunu ve sonunda bunların bedelini sorgulatıyor. Martin'i ilk tanıdığım andan itibaren onun içindeki açlığı hissettim. Bu açlık sadece bilgiye ya da başarıya duyulan bir istek değildi; dünyada bir yer edinme, kendini kanıtlama ve sevdiği kadının gözünde değerli olma arzusuydu. Onun geceler boyunca çalışmasını, kitaplara sarılışını ve defalarca reddedilmesine rağmen vazgeçmeyişini okurken büyük bir hayranlık duydum. “İnsan, istediği şeye ulaşmak için her şeyini verebilir; yeter ki ona gerçekten inansın.” Martin'in mücadelesi bana başarı denilen şeyin çoğu zaman dışarıdan göründüğü kadar parlak olmadığını düşündürdü. Çünkü o, hayalini kurduğu yere ulaştığında aslında peşinden koştuğu dünyanın sandığı gibi olmadığını fark etti. İnsanların onu başarısızken görmezden gelip ünlü olduğunda el üstünde tutmaları romanın en çarpıcı taraflarından biriydi. **“Başarıya ulaştığında, seni alkışlayanların çoğu yolun başında yanında olmayanlardır.”** Kitap boyunca beni en çok etkileyen şeylerden biri de Martin'in yalnızlığıydı. Bilgisi arttıkça çevresinden uzaklaşması, düşünceleri derinleştikçe insanlarla arasına görünmez duvarlar örülmesi oldukça sarsıcıydı. Bazen insanın en büyük kazançlarının aynı zamanda en büyük kayıplarına dönüşebileceğini hissettim. “Hayat, insanın kendisini bulmaya çalışırken kaybettiklerinden ibarettir bazen.” Keyifli okumalar....
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sesin Tenimde Değil, Ruhumda Yankılandı
9/10
·288 syf.·
2026 149. kitabı
Bazı kitaplar okunmak için değil, sanki yaşanmak için yazılır. Sidney Rosen’ın Sesim Seninle Her Yerde adlı bu derlemesi, işte tam da böyle bir deneyim. Kapağını her açışımda, bir psikiyatristin soğuk muayenehanesinde değil, bilge bir dedenin dizinin dibinde, çıtırdayan soba başında hissettim kendimi. Erickson’un sesi, mekânı ve zamanı aşarak gerçekten de her yerde benimleydi. Kitap, terapötik öykülerden oluşuyor; ama buna basitçe “vaka derlemesi” demek, bir şiire sadece “kelime yığını” demek kadar haksızlık olur. Erickson’un anlattığı her hikâye, aslında zihnin kilitli kapılarını çalmadan açan sihirli bir anahtar. Bana en çok dokunan şey, anlatımındaki o şefkatli kurnazlıktı. Yazar, okuyucusuna asla “Şunu yap, bunu düşün” diye emretmiyor; tıpkı bir tohum eker gibi, kelimeleri bilinçaltınızın derinlerine usulca bırakıveriyor. O tohum, sayfayı çevirip unuttuğunuzu sandığınız bir anda çatlayıp yeşeriyor. Bu kitabı okurken, aslında kendime dair hiç bilmediğim koridorlarda yürüdüm. Erickson’un “Sesim seninle her yerde” derken kastettiği şeyin, salt bir hipnoz telkini olmadığını anladım. Bu, insanın özüne işleyen bir anlayışın, bir kabullenişin sesiydi. Kitap bittiğinde fark ettim ki, o ses gerçekten de benimle kalmış. Zihnimin duvarlarına çarpan kendi endişelerim arasında değil, ruhumun en sakin köşesinde yankılanıyor artık. Eğer hayatınızda bir şeyleri kaba kuvvetle değil de, bir nehrin taşları aşındırması gibi sabırla ve derinden değiştirmek istiyorsanız, bu kitap size uzatılmış sıcak bir el. Erickson’un fısıltısı, satır aralarından taşıp ruhunuzun en kuytu yerlerine sızacak ve belki de siz de benim gibi, bu sesin gerçekten her yerde sizinle olduğunu hissedeceksiniz.Keyifli Okumalar:)
Sesim Seninle Her YerdeSidney Rosen · Dharma Yayınları · 2008153 okunma
8/10
·208 syf.··
2026 87. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 17:28
Bu romanlarda deniz sadece deniz değildir. Açlığın, yoksulluğun, inancın, öfkenin ve hayatta kalma inadının içinde dalgalandığı başka bir şeye dönüşür. Ahmet Büke’nin Deli İbram Divanı kitabını okurken bende en çok bu his kaldı. Ege’nin kıyısında geçen, balıkçıların, yunusların, yoksulluğun ve delilik diye kenara itilen insanların dünyasını anlatan bu roman, kısa olmasına rağmen oldukça dolu bir metin. Ahmet Büke’nin öykücülüğünden gelen güçlü bir anlatı damarı var. Bunu romanda da hissettiriyor. Dil yer yer masalsı, yer yer sert, yer yer de eski bir deniz hikâyesi dinliyormuşsunuz gibi akıyor. Denizcilik terimleri, Ege havası, yunus avı, balıkçılar, dalyanlar, yoksulluk, açlık ve doğayla kurulan o mecburi ilişki romanın atmosferini iyice güçlendiriyor. Okurken zaman zaman Halikarnas Balıkçısı’nı hatırlatan bir hava sezdim; ama Büke’nin dili daha politik, daha sınıfsal ve daha içten bir yerden ilerliyor. Romanın en güçlü taraflarından biri bence “delilik” kavramına yaklaşımı. Deli İbram sadece aklını yitirmiş biri gibi okunmamalı. Bazen toplumun deli dediği kişi, aslında herkesin sustuğu yerde itiraz eden kişidir. Yerleşik düzene, haksızlığa, açlığa, devletin ve güçlülerin dayattığı kurallara karşı kendi bildiği yerden direnen bir karakter var karşımızda. Bu yüzden romandaki delilik bana bir eksiklikten çok, başka türlü bakabilme hâli gibi geldi. Yunus avı meselesi de kitabın vicdan tarafını taşıyor. Halkın kutsal gördüğü, neredeyse masalsı bir anlam yüklediği yunusların devlet teşvikiyle avlanması romanda sadece tarihsel bir bilgi olarak durmuyor; insanın doğayla, inançla ve geçim derdiyle kurduğu çelişkili ilişkiyi de gösteriyor. Açlık bazen insanı kutsal bildiği şeye bile el uzatmak zorunda bırakıyor. Büke’nin romanı en çok burada güçleniyor bence: Kimseyi
1000Kitap
Deli İbram DivanıAhmet Büke · Can Yayınları · 20212,854 okunma
nefs i öğreten kitap
10/10
·106 syf.·
2020 1. kitabı
Nefs (veya nefis), Arapça kökenli bir kelime olup sözlükte ruh, öz, can, akıl, beden, kan ve kişinin kendisi gibi çok çeşitli anlamlara gelir. Dini ve felsefi terminolojide ise genellikle insanın iç dünyasındaki arzu, irade ve bedeni dürtüleri ifade eden manevi bir cevher olarak kabul edilir. Nefs in inceliklerine dalıp kaybolmayı öğretiyor kitap. okuduktan sonra sudan çıkmış balığa dönüşüm sağlıyor....
Nefsini Bilen Rabbini BilirHaris El Muhasibi · Okul Yayınları · 201189 okunma
10/10
·328 syf.·
2026 3. kitabı
İslam tarihçisi M. Asım Köksal’ın titiz bir araştırma ve tamamen muteber ilk dönem kaynaklarına (Taberî, İbnü'l-Esîr, İbn Kesîr vb.) dayanarak kaleme aldığı "Hazret-i Hüseyin ve Kerbela Faciası", İslam tarihinin en büyük trajedilerinden birini kronolojik, tarafsız ve belgelere dayalı bir şekilde ele alır. Yazar, olayları ajite etmeden, tarihi hakikatleri ön plana çıkararak Ehl-i Beyt sevgisini ve adaleti savunur. 1. Hazret-i Hüseyin’in Şahsiyeti ve Ümmetteki Yeri Kitap, Hz. Hüseyin’in doğumu, çocukluğu ve dedesi Hz. Muhammed (s.a.v.) ile olan derin bağını anlatarak başlar. Peygamber Efendimiz’in onun hakkındaki "Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim" gibi hadislerine yer verilerek, Hz. Hüseyin'in Müslümanlar nezdindeki müstesna yeri vurgulanır. Hz. Ali ve Hz. Fâtıma’nın terbiyesinde yetişen Hz. Hüseyin’in ilmi, takvası, yüksek ahlakı ve haksızlığa boyun eğmeyen karakteri eserin ilerleyen bölümlerindeki duruşunun temelini oluşturur. 2. Kerbela’ya Giden Siyasi Süreç Muâviye b. Ebû Süfyan’ın vefatı ve vasiyeti üzerine oğlu Yezid’in halifelik makamına geçmesi, İslam dünyasında şûra (seçim) sisteminden saltanata geçişin ilk adımı olur. Biat Baskısı: Yezid, hilafetini meşrulaştırmak için Medine Valisi aracılığıyla Hz. Hüseyin, Abdullah b. Zübeyr ve Abdullah b. Ömer gibi dönemin en saygın isimlerinden zorla biat almak ister. Biatın Reddi: Hz. Hüseyin, İslam'ın yönetim ilkelerine, liyakate ve adalete aykırı görerek Yezid’e biat etmeyi kesinlikle reddeder ve can güvenliği için Medine’den Mekke’ye geçer. 3. Kûfelilerin Daveti ve Müslim b. Akîl’in Şehadeti Hz. Hüseyin’in Yezid’e biat etmediğini duyan Kûfe halkı, ona binlerce mektup göndererek kendisini halife olarak tanımak istediklerini, Kûfe’ye gelirse ona sadakatle bağlanacaklarını bildirirler. Elçi Gönderilmesi: Hz.
1000Kitap
Hazret-i Hüseyin ve Kerbelâ FâciasıM. Asım Köksal · Ketebe Yayınları · 2024209 okunma