Sadece nefret etmeyi biliyor ve nefretin tutkusuyla kendıni kaybediyordu. Hayat, onun için bir cehenneme dönüşmüştü. İnsanların eline düşüp küçücük kafeslere kapatılmak için yaratılmamıştı. Ama karşılaştığı muamele tam da buydu. İnsanlar ona bakıyor, parmaklıkların arasından değneklerle dürtüyor, sonra da kahkahalarla gülüyorlardı yüzüne.
Çok daha acımasız bir şey haline gelmesini sağlayan, bu ortamdı.
Eskiden Beyaz Diş, gözünü ne kadar kan bürümüş de olsa, sadece kendi türünün düşmanıydı. Şimdiyse her zamankinden daha yırtıcı ve artık her şeyin düşmanıydı. Öylesine işkence görmüştü ki körlemesine ve en ufak bir mantık parıltısı göstermeden nefret ediyordu. Kendisini bağlayan zincirden, ağılın parmaklıklarının arasından kendisine bakanlardan, o adamların yanında dolaşıp bu çaresiz vaziyetinde ona kötü kötü hırlayan köpeklerden nefret ediyordu. İçine konduğu ağılın tahtalarından bile nefret ediyordu.