Bütün içgüdüleri çılgın gibi koşup oradan uzaklaşmasını söylese de ansızın ve ilk kez içinde buna karşıt bir içgüdü doğdu. Büyük bir korku ve merakla karışık saygı duygusu çöktü üzerine. İçini bir anda kaplayan zayıflık ve küçüklük hissinin verdiği hareketsizlikle öylece kalakaldı. Onu kat kat aşan bir üstünlük, bir güç vardı orada.
Yavru kurt insanlar gibi düşünseydi, hayatı, doymak bilmez bir iştahı doyurmaya çalışmak olarak özetlerdi. Dünyayı ise takip eden ve edilenin, avlayan ve avlananın, yiyen ve yem olanın bir sürü arzu ve iştahıyla dolu düzensizlik ile şiddetin, açgözlülük ile kıyımdan ibaret bir kaosun acımasız, plansız ve sonsuz rastlantıyla birlikte tamamen körlemesine ve karmaşa içinde hüküm sürdüğü bir yer olarak görürdü.
Ama artık dünya farklı görünüyordu gözüne.
Daha yırtıcı bir bakışı vardı hayata; savaşmış, dişlerini düşmanının etine gömmüş ve hayatta kalmıştı. Bütün bunlar sayesinde içinde yeni gelişen kafa tutma duygusunun sonucunda artık dayılanarak yürüyordu. Gerçi bilinmeyen, sırları ve dehşetiyle her daim üzerinde baskı oluşturmaya devam etse de ufak tefek şeylerden artık korkmuyordu, o, ürkekliğin çoğunu atmıştı üzerinden.