Martın Eden'dan aşina olduğumuz Jack London'un Yanan Gün romanı, benim gözümde en az Martin Eden kadar iyi bir kitap.
Yazar bu romanında "Yanan Gün" takma adıyla bilinen roman karakterinin zaman içindeki değişimini büyük bir titizlikle, sabırla işlemiş. Zira kitabın ortalarına doğru bu karakterimiz kumarbaz, alkolik, aşktan ve özellikle kadınlardan uzak duran, fiziksel olarak çok güçlü bir vücuda sahip aynı zamanda gözünü altın madenine diken zengin, çalışkan ve akıllı biri. Romandaki ana olaylar Kanada'nın "Altına hücum" zamanları. (Kanada'dan New York'a dek uzanan altın arayışları.) Yanan Gün karakterimiz ise bu yolculukta türlü türlü zorluklardan, ihanetlerden geçer. Bu kitapta özellikle gözünü sadece altın madenine diken bir adamın asıl hayatı kaçırdığına şahit oluyoruz. Özellikle de aşkı... Ne var ki kader ona istediğini verir. Öyle ki bu karakterimiz kimsenin zengin olamayacağı kadar zengin olur. Kendisine sırf parası, konumu, gücü var diye aşık olan bütün kadınları elinin tersiyle itiverir. Ta ki onun malında mülkünde gözü olmayan bir kadınla tanışana kadar. Bu kadına gün geçtikçe hayran olan Yanan Gün, kendini bir anda aşkın içinde bulur. Ve bu kadın tek bir şartla Yanan Gün'ü kabul eder; bütün servetinden, gücünden feragat etmesini ister...
Bu kitapta bir kadının bir erkeği değiştirdiğine şahit oluyoruz. (Ki gerçek hayatta da bu böyledir, bir ilişkide kadın her zaman erkeği değiştirmek ister.)
Jack London'dan altın madeniyle harmanlanmış bir aşk hikayesi! Ben bir okur olarak bu kitaptaki aşka aşk demekte zorlandım çünkü kadın erkeği olduğu gibi değil, kendi istediği gibi harmanlayarak, şekil vererek onunla birlikte olmak istiyor. Karakterimiz ise kendi benliğinden, Yanan Gün'ü Yanan Gün yapan bütün özelliklerinden vazgeçiyor. Kitabı bitirdiğimde aklıma