Elanur

Elanur
Zaman ilaç değil, yaradır bazen.
Öğrenci
Çankırı Karatekin Üniversitesi
15 Eylül
106 okur puanı
Mart 2020 tarihinde katıldı
Puan vermedi·128 syf.·
2023 2. kitabı
Thomas Mann'dan okuduğum bu ilk roman. Konusunu 12. yüzyılda geçen bir Hint efsanesinden alan bu mitolojik romanda aynı kadına aşık olan iki erkeğin , Şridaman ile Nanda'nın dostluk, aşk, ruhsal ,bedensel uyum ; sadakat , bağlılık ;bedensel hazlar , cinsellik ile ruhsal huzura dair sarsıcı değerlendirmeler bulunmaktadır. Farklı özelliklere sahip iki arkadaşın güzel Sita ile karşılaştıktan sonra değişen yazgıları ve fantastik maceraları bir hayli ilgi çekici. Aynı kadına aşık iki genç ve her ikisine sahip olmak isteyen , aynı zamanda iffetini korumak ve bedensel hazlara teslim olmamak için direnen Sita'nın ve ona aşık iki gencin sadakat, dostluk ve cinsellik üzerine kurulu üç kişilik sıra dışı bir hikaye. Şita ile evlenen Şridaman, karısının bedensel ihtiyaçlarına cevap veremediği için kendini suçlaması sonrasında kafasını bedeninden kılıçla ayırması, aynı şekilde dostu Nanda'nın kendi kafasını kılıçla kesmesi, Ana Tanrıça'nın yardımıyla kılıçla kesilmiş kafalarının yanlış bedenlere takılması ve canlanmaları gibi mitolojik ögeler Thomas Mann'ın kaleminden farklı bir boyut kazanır. Bedeni üzerinde başkasının kafasını taşıyan bu yeni durumda Sita'nın kocası kim sorusu büyük bir bilmece. Her iki erkeği de arzulayan Şita, iffetsiz mi yoksa iffet sahibi bir kadın mı sorusu da bir o kadar zihinsel olarak yorucu. Kadın erkek ilişkilerinde bedensel haz mı yoksa tinsel haz mı belirleyicidir ? Zihin- beden, tensel -tinsel haz gibi dualist yaklaşımlarla aşk ve cinsellik, iffet ve iffetsizlik, ahlak ve maneviyat, madde ve mana hakkında oldukça farklı anlamalara kapı aralayan bir kitap. Üç kişilik bu kısa hikâye okunduktan sonra da okurun dünyasında bitmemişlik/ tamamlanmamışlık hissi verir. Kitap biter, hikaye zihnimizde devam eder bir bakıma.
Felsefe-Düşünce
Değişen KafalarThomas Mann · Can Yayınları · 2018981 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·72 syf.·
2023 3. kitabı
"...evrende adalet diye bir şey yoktur." Çok yakın zamanda  geçirdiğimiz Covit'ten sonra hiç de yabancı gelmedin Kızıl Veba... Bilim kurgu filmlerinde ve kitaplarında dünyanın sonu; deprem, sel, yangın, zombiler veya salgın hastalıklar ile yok oluşu hep işlenir. Jack London çocukluğumun yazarı. Kitaplarını pek severim. Hayal dünyası ile ülkeleri, başka dünyaları ya da kıyamet senaryoları ile bizlere yeni ufuklar açma konusunda da çok başarılı doğrusu. Gelelim kitabımıza;  dünyada ki sekiz milyar insan içinden sağ kalan dört yüz kişiden biri olan Profesör torunlarına salgını, salgında yaşadıklarını ve tekrar nasıl o zaman ki ilkel döneme geri geldiklerini, torunlarının anlayabileceği sade bir dille anlatmaktadır. Kızıl Veba'nın nasıl bir hastalık olduğuna gelecek olursak; insanın kalbi daha hızlı atıyor, ateşi yükseliyor. Bütün vücudu kırmızı bir renk alırken, kasılmalar başlıyor ve kısa sürede kalbi duruyor, vücudu patlayarak çevreye yayılıyor. Bu nedenle de bulaşma çok hızlı oluyor. Covit sürecinde yaşadıklarımıza çok benzer şeylerdi. Bu da yazarın geleceği öngördüğü anlamına gelir...Örneğin romanda okuduğumuz, kendi sağlıklarını hiçe sayan kahramanca başkalarına yardım edenlere, aynı şekilde bencillere, çıkarcılara, açgözlülere de rastlamak çok manidar doğrusu... Bu da dünyanın düzeninin ne olursa olsun değişmeyeceğini gösteriyor değil mi? Ben beğendim, takdir sizlerin... Keyifli okumalar dilerim.
İnsan ve Hayat
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası kültür Yayınları · 202447,8bin okunma
Puan vermedi·64 syf.·
2021 41. kitabı
Platon tarafından Sokrates'in ölümünden sonra yazıya aktarılan; Sokrates'in tarihi savunması, evrensel ve her daim güncelliğini koruyan bir metin. Hiçbir zaman bitmeyen güç çekişmelerine güzel bir örnek. Sokrates, deneyimleri sonucunda, işlerini en iyi yapan zanaatkârların, sanatçıların ve en bilge görünen insanların bile, kibirlerine yenik düşerek, bilgeliklerini gölgede bıraktıkları sonucuna varır ve gidilmesi gereken tek doğru yolun, gerçek bilgi ve erdem olduğunu işaret eder. Sokrates, yeni yeni tanrılar icat etmekle, var olan tanrılara inanmamakla ve gençleri yozlaştırmakla itham edilir. Oysa onun derdi sadece öğrenmek ve öğretmekti. Ben, ben, ben demekten öteye geçemeyen; egosundan burnunun ucunu göremeyen, iftiralarla kendisine cephe alan, kendisini itibarsızlaştırmaya çalışan ve site halkını galeyana getirenlere inat, bildiğinden saşmaz Sokrates. Herkes kendine yakışanı yapar diyerek devam eder yoluna. Elbette çok düşman kazanır o kadar ki, hakkındaki asılsız ithamlar artarak devam eder. Çünkü "hiçbir başarı cezasız kalmaz." Peki tüm bunlar umrunda mıydı Sokrates'in, elbette değildi; O gerçek bilgeliğin peşindeydi ve bunu öğretmeye devam etti yaşadığı müddetçe. Orada olsaydım Sokrates'e şöyle söylerdim: Savunma yapmana gerek yok Sokrates çünkü seni zaten yargılamadan infaz edecekler, senin hakkındaki asılsız iftiralara sorgulamadan inanan insanlar onlar. O da muhtemelen beni dinlemez savunmasını yapar, bildiklerini öğretmeye devam ederdi. İşte bu yüzden birileri yalnızca birileriyken, o Sokrates! :)
Sokrates'in SavunmasıPlaton (Eflatun) · Panama Yayıncılık · 202164,8bin okunma