"Eğer şimdi değersizsem ilerde de değersiz olacağım, ama ilerde değerli olacaksam, şimdi de değerliyim. Çünkü mısır mısırdır, her ne kadar kentliler ilk bakışta onu ot sansalar da."
-Vincent Willem Van Gogh
Günlerden bir gün Mecnûn’a rastlayan bir gönül ehli onun halini bilen bir yolcu bütün içtenliğiyle sordu:
“Leyla hakkında ne biliyorsun? Bana Leyla’dan haber ver!”
Mecnûn o anda baş aşağı yıkıldı yola serilip kaldı. Sonra inler gibi mırıldandı:
“Bir kere daha Leyla de! Eğer Leyla’yı bilmek istiyorsan bir kere daha Leyla de. Yoksa benden bir şeyler sorup durman beyhûde. Madem Leyla diyorsun sualine cevap olarak Leyla adı kâfi değil mi? Ne kadar mânâ incisi delinse yine de Leyla adı kadar değerli değildir. Leyla’nın adını andın mı cihan içinde cihanlarca sır söyledin demektir. Leyla adı hatırımda dururken başka bir adı bir an bile ansam küfürdür bu.”
Bunu duyan o gönül ehli daha sonraki zamanlarda şu şiiri okuyup durdu:
Mecnûn ki “La ilahe illa!” der idi
Teklif-i visal eyleseler la der idi
Şol mertebe meftûn idi Leyla’sına kim
Mevlâ diyecek mahalde Leyla der idi
[Mecnun “La ilahe illa (…dan başka ilah yoktur)” diyordu. Leyla ile kavuşma teklif ettiklerinde ise “la (hayır)! diyordu. Leyla’ya o derece tutkun idi ki, bazen şaşırıp “Mevla” diyeceği yerde “Leyla” deyiveriyordu.]
Sadi anlatıyordu;
Henüz toy bir delikanlı idim.Şiraz'da bir kızı sevmiştim. O da bana karşı ilgisiz değildi.Birkaç kez de buluşup konuştuk.Sonra araya ayrılık girdi.Ben gurbetlere gittim.On yıl onun aşkıyla coşup taştım,hasretiyle yanıp kavruldum.Nihayet yurduma geri döndüğüm vakit ilk işim onu aramak oldu.Beni görür görmez başladı siteme:
"A Sadi! Meğer ne kadar vefasızmışsın! Bunca yıl geçti aradan ne bir haber, ne bir mektup?"
Ona dedim ki:
"Ey sevgisi kalbimde yer edinen selvi boylu!..Sen yüzünü görme bahtiyarlığından ben mahrum iken, o şerefi postacıya mı bağışlasaydım?"