Öncelikle yazarın kitaba direkt girdiği gibi uzatmadan başlayayım.
Kitabı detaylıca incelemeden önce düşüncelerimden bahsedeyim. Daha önce Emre Gül'ün kaleminden kitap okumamıştım. "Güneşi Söndürmem Gerek" serisini duymuştum elbette fakat bu kitabı kadar çok öven olduğunu görmediğim için ilk bu kitabına şans verdim.
Kitabın konusuna gelecek olursak:
Kitap; Güneş Koleji öğrencilerinin, mezuniyet gecesinde yaşanan cinayetle başlıyor. Daha sonraki bölümde ise bu geceden 4 ay önceki güne dönüyoruz. Burada bizi Peri Koçer karşılıyor. Kendisi okulda akranlarından zorbalık gören, platonik olduğu çocuğu ve yaşadığı her şeyi defterine not alan, okulda başarılı fakat yalnız bir öğrenci.
Peri'nin sevdiği kişi Yekta Yalçın. Yekta; hiçbir şey umurunda olmayan -klasik 'badboy' diyebilir miyiz? :D- yalnız takılan ve Peri'ye asla yüz vermeyen biri. Ta ki mezuniyetten 4 ay öncesine kadar.
Biri daha var, Bade. Bade ise okulun sahibinin kızı, popüler. Klasik yabancı uyruklu filmlerdeki züppe kızları düşünün. Heh, o Bade. Bade ise tahmin ettiğimiz gibi 'Louis Vuitton' topuklularıyla okulda gezip etrafa zorbalık saçan kız. Bu kızımız özellikle Peri ile uğraşıyor ama. Sebebi belirsiz işte öyle.
Her nasılsa, Yekta arkadaşımıza bir anda vahiy iniyor ve Peri'ye şans verme kararı alıyor. Allah Allah, işe bakın! Aynı dönemde; okulun popüler çocuğu Ekin, Peri'ye yapılan zorbalıkları görmezden gelmekten vazgeçiyor, ve kızımıza 'zorbalık görmemesi için' yalancı sevgililik teklif ediyor. Kendi çıkarı ise güya Peri'den hoşlanmasıymış. Başta Peri inanmıyor buna, "bunca yıl zorbalık gördüm, popülaritesini korumak için sesini çıkarmayan çocuk benden gerçekten hoşlanıyor mu?" diye sorguluyor. Ben olsam, ben de güvenmem.
Peri ve Ekin yalancı sevgililik oynarken aynı zamanda Peri, Yekta ile