Herkesin bu seriyi ya okuduğunu ya da en azından izlediğini varsayarak yazıyorum. O yüzden olaylardan bahsedeceğim. Spoiler olacağını düşünüyorsanız lütfen okumayın.
Yeni Ay mantık açısından kusursuz bir kitap değil. Yer yer gerçekten saçma ilerleyen, “bu neden böyle oldu şimdi?” dedirten sahneler var. Ama bu türde yazılan hangi kitap mantıklı ki ? Çeviride de bazı hatalar gözüme battı; cümle düşüklükleri, tuhaf ifadeler… Bunlar beni rahatsız etti, dikkatimi dağıttı.
Ama kitabın asıl vurduğu yer başka bir yer.
Filmde neredeyse hiç hissetmediğim bir duyguyu, kitapta iliklerime kadar hissettim. Edward’ın Bella’yı “artık seni istemiyorum” diyerek terk etmesinden sonra Bella’nın yaşadığı o psikolojik çöküş… O boşluk, o buhran, o iç sıkıntısı, o azap… Kitap bunu o kadar derin, o kadar ağır işlemiş ki okurken insanın içi daralıyor. Gerçekten çekilen bir ızdırap gibi. Sanki Bella değil ben terkedildim.. Film bu duygunun yanından bile geçememiş bana kalırsa.
Ama tam da bu noktada sürekli şunu düşündüm:
Bella gerçekten Edward’a bu kadar ölesiye, kendini yok edecek kadar mı âşık?
Yoksa bu sadece hastalıklı bir takıntı mı? Onun bu denli güçlü olması, sonsuzluğu mu Bella’ya cazip gelen ?
Okurken kendimi sürekli bunu sorgularken buldum. Bella’nın yaşadığı şey bana çoğu zaman aşktan çok, Edward’ın yokluğuyla varlığını kaybetmiş bir ruh hâli gibi geldi. Sanki Edward gidince sadece sevdiği birini değil, kimliğini de kaybetmiş gibi. Bu da bana Edward–Bella arasındaki bağın, büyük bir aşktan ziyade, daha çok bağımlılığa ve takıntıya yakın durduğunu düşündürdü. Ama 12-13 yaşındayken bu aşka hayrandım :)
Bella’nın ergenliği zaten başlı başına bir sabır testi. Özellikle ilk sayfalardaki doğum günü mevzusu… O şımarıklık, o tripler, o inanılmaz derecede sinir bozan tavırlar… Gerçekten