L M P

Pazar günleri, futbol maçından sonra, seyirciler kış- lanın demir parmaklıkları arasından bize bakmaya geli- yorlar. Çikolata ve portakal veriyorlar elbette, ayrıca si- gara ve para. Bu durum bizlere artık toplama kamplarını değil, daha ziyade hayvanat bahçelerini hatırlatıyor.
Reklam
İşin tuhaf tarafı, bütün bu olup bitenlerden hafı- zamda az hatıra kalmış. Sanki her şey bir rüyada ya da bir başka hayatta yaşanmış gibi. Sanki hafızam, hayatı- mın büyük bir bölümünü kaybettiğim o anı hatırlamayı reddediyormuş gibi.
Sovyetler Birliği, dayatmacı ideolojisiyle bu ülkelerin ekonomik kalkınmalarına engel olmakla kalmayıp onla- rın ulusal kültürlerini ve kimliklerini de boğup yok et- meye çalıştı.
Büyük Rus baleti muhalif Ru- dolf Nureyev şöyle anlatır: "Stalin öldüğü gün dışarı çık- tım, kırlara gittim. Olağandışı bir şeyler olmasını, doğa- nın bu faciaya bir tepki vermesini bekledim. Hiçbir şey olmadı. Ne yer sarsıldı ne bir işaret geldi." Hayır. "Yer sarsıntısı" ancak otuz altı yıl sonra gerçek- leşti, doğanın değil, halkların tepkisiyle. Bütün bu yıllar boyunca hepimizin, "Baba"mızın gerçekten ölmesini, "ışık saçan meşalemiz"in, öyle umalım ki, sonsuza kadar sön- mesini beklemesi gerekti.
Beyin yıkama yöntemleri müthiş etkiliydi, özellikle de genç zihinler üzerinde.
Reklam