İsviçre'ye geldikten beş sene sonra Fransızcayı konu- şuyorum ama okuyamıyordum. Okuma yazma bilmedi- ğim zamanlara geri dönmüştüm. Henüz dört yaşında oku- mayı söken ben.
Gülümsüyorum, ona Ruslardan korkmadığımı, üzülüyorsam da şimdi bü- tünüyle güven içinde, işten, fabrikadan, alışverişten, bu- laşık yıkamaktan, yemek pişirmekten, uyumak ve ülke- mi biraz daha uzun süre düşünmek için pazar günlerini beklemekten başka yapacak işim olmadığı için üzülüyo- rum diyemem ki ona.
Fabrikada herkes bize nazik davranıyor. Gülümsüyor- lar, konuşuyorlar bizimle fakat hiçbir şey anlamıyoruz. Çöl burada başlıyor işte. Sosyal çöl, kültürel çöl. Devrim günlerinin ve kaçışın heyecanı yerini sessizliğe, boşluğa, önemli bir şeye hatta belki de tarihe tanıklık ettiğimiz duygusuna kapıldığımız günlere duyduğumuz özleme, memleket özlemine, aile ve arkadaş özlemine bırakıyor.