"Portre sahibi, diğer bir deyişle resmini yaptığınız kişilerin
evlerine gittim, onlardan rica edip resimlere baktım. Herkes memnuniyetle gösterdi resimlerini. Kendi portresine bakmak isteyen birinin çıkması, resmi yapılan kişi için epey memnu- niyet verici bir durum oluyor, değil mi? O resimleri yakından görüp sonra resmi yapılan gerçek kişinin yüzüyle karşılaştı- rınca, birazcık tuhaf bir duyguya kapıldım. Resim ve gerçek kişiyi karşılaştırınca, giderek hangisinin gerçek olduğunu an- layamaz hale geldim. Bunu nasıl izah ederim bilemiyorum. Yaptığınız resimlerde ona bakan kişinin yüreğini alışılmadık bir açıdan uyaran bir şey var. İlk bakışta sıradan bir portre gibi duruyor ama iyice bakınca orada bir şeyin kendini gizle- miş olduğunu görüyorsunuz."
Öğrencilik yıllarımda yaptığım "soyut resim" denilen şey artık bana hiç çekici gelmiyordu, bu konuda hiç ilham his- setmiyordum. Bugünden baktığımda, eskiden kendimden ge- çerek yaptığım o resimler "formun peşinde" olmaktan ibaret geliyordu. Gençliğimde, bir formun biçimsel güzelliği ve den- gesi gibi şeyler bana çok çekici gelirdi. Bu elbette kötü bir şey değildi. Ancak o güzelliğin ardında olması gereken ruhun de- rinliğine erişememiş gibiydim. Bunu şimdi çok daha iyi anlı- yordum; o zaman ortaya koyduğum tek şey nispeten sığ bir seviyede bir formun ilginçliğinden başka bir şey değildi. Beni etkileyen bir şey bulamıyordum artık onlarda. Hoş resimler- di ama hepsi bundan ibaretti.
Biraz bekledim. Sonra karım, "İlk çıktığımız akşam port- remi çizmiştin ya, hatırlıyor musun?" diye sordu.
"Hatırlıyorum."
"Arada bir çıkarıp bakıyorum ona. Harika çizmişsin. Ora- da gerçek kendimi görüyorum."
"Gerçek kendini mi?"
"Öyle."
"İyi de her sabah aynada kendi yüzüne bakmıyor musun zaten?"
"Bu ondan farklı" dedi Yuzu. "Aynada gördüğüm kendim, fiziksel yansımamdan başka bir şey değil"
Lavaboya gidip ellerimi sabunla ovalaya ovalaya yıkadım, lavabonun önündeki aynaya yansıyan yüzüme yeniden bak- tım. Gözlerim iyice küçülmüş, kanlanmıştı. Ormanda yaşa- yan, kıtlığın yaşam gücünü günden güne çaldığı hayvanlar gibi. Bitap düşmüş ve ürkmüş. Aynadan bana bakan, üzerin- de boya lekeleri olan pejmürde bir kazak giymiş otuz altı ya- şında, tükenmiş bir adamdı.
Aynadaki görüntüme bakarken oradan nereye gideceğimi
düşündüm. Gerçi daha önce düşünmem gereken başka bir şey
vardı, ben acaba nereye gelmiştim? Burası neresiydi? Hayır,
ondan bile önce başka bir soru vardı, ben kimdim aslında?
Aynadaki yansımama bakarak kendi portremi çizdiğimi düşündüm. Eğer çizdiğimi varsayarsam, acaba nasıl bir ben çizerdim? Kendimle ilgili sevebileceğim (sempati duyacağım)ufacık bir parça var mıydı acaba? Orada pırıl pırıl parlayan bir şey varsa bile, onu bulabilecek miydim?