Klasik bir baba figürü, endişeli anne, büyük erkek kardeş, küçük kız kardeş, aile. Biraz zaman geçtikten sonra yine okumaya ihtiyaç duyacağımı hissediyorum.
Gençliğinde asi, her istediğini yapan ama şuan kendini bulma çabasına girişmiş gibi gözüken bir adam, baba. Pazar günleri tapınağa gidiyor ve keşişten zen öğretisiyle zazen yapıyorlar. Adam kendi kafasındaki iyi baba profilini dışarıya çizmek ya da vicdanen babalık yaptım diyebilmek için oğlunu da bu ibadetlere getiriyor. Daha ilkokula giden oğlan bu ziyaretler sonucu keşiş olmak istediğini söylüyor. İlk başlarda çok dikkate almasalar da sonraları önemli bir hal alıyor bu istek.
Gerisi spoiler içerebilir.
Öncelikle keşişin hemcinslerine böyle bir yaklaşımda bulunması beni çok sinir etti. Kendinden örnek olarak bu işin cinsiyetle bağlantısı olmadığını kanıtlamak yerine kadınları yerden yere vurması gerçekten irrite etti beni. Devamında babanın asla sorumluluk üstlenmemesi ama öyle görünmeye çalışması... Annenin duygularını anladığını sanıp aslında görmezden gelmesi...Hele hele anneyi suçlaması... Orada bende son damlaydı. Son diyaloglarda anne bunu çookkk güzel bir dille açıkladı ve gerçekten içimin yağları eridi. Buradaki baba gibi hala sorumluluk üstlenemeyen, toy, gerçeklerden kaçan, kendini asla suçlu görmeyip suçu hep başkalarında arayan insanları gördükçe gerçekten çok acıyorum. Ve hayatın cilvesi de neden bilmiyorum eşleri de bir o kadar fedakar, özverili, her şeyi düşünmeye halletmeye çalışan, yanında destek olacak insan -müsveddesi- gerektiğinde yanında olmadığından kendi başına dik durmaya çalışan ve duran insanlar oluyor. En çok onlara kahroluyorum.
Karım oğlumuzun anılarının arasında kaybolmuş bir halde durmuyordu verandada; kızımızın dönmesini bekliyordu. Öyle görünüyordu ki son zamanlarda Rie'ye bakmaya adamıştı kendisini.
Yine vız gelmiştim. Sanki ellerim parmaklığa yapışmış gibi olduğum yerde kaldım. Tepeden gelen bu yaz akşamı esintisi yanımdan geçerken yanaklarıma vurdu. İçimi bir yalnızlık duygusu doldurdu. Oğlum ve karım da ulaşamadığım bir yerdeydiler ve bu bana kendimi bir kez daha yabancı bir ülkede dolanıp duruyormuşum gibi hissettiriyordu. Belki de hep yalnız yürüyordum.
Yeterince ciddi olmadığımı anladım. Keşiş olmaya karar verenin kendim olduğunu unutmuştum. Nedense bir başkasının beni keşiş yaptığı fikrine kapılmıştım.
Suçu iyi bir öğretmenin olmamasına atıp durma. Birşeyi başaramadığın zaman hep suçu birine ya da kadere yıkıyorsun. Rahibin sana ‘Yarı-budala’ demesinin nedeni bu.