Hz. İsa (a.s) der ki :
"Dünya talibi, deniz suyunu içen birine benzemektedir. İçtikçe susuzluğu ve duyduğu hararet artar. Durmadan içer ve susuzluğu geçmeden helak olup gider."
Ömer bin Abdulaziz'e sorulmuş;
"Tevbe etmenin sebebi neydi?" Der ki :
"Ben bir gün bir kölemi döverken, bana dedi ki, "kıyamet sabahının geleceği günü hatırla."
Felsefenin hâlis bir tilmizi, bir fir'avundur. Fakat menfaati için en hasis şey'e ibâdet eden bir fir'avun-u zelildir. Her menfaati şey'i kendine "Rab" tanır. Hem o dinsiz şâkird, mütemerrid ve muanniddir. Fakat, her lezzet için nihayet zilleti kabul eden miskin bir mütemerriddir. Şeytan gibi şahısların, bir menfaat-ı hasîse için ayağını öpmekle zillet gösterir denî muanniddir. Hem o dinsiz şâkird, cebbar bir mağrurdur. Fakat, kalbinde nokta-i istinâd bulmadığı için zâtında gayet acz ile âciz bir cebbar-ı hodfuruştur. Hem o şâkird, menfaatperest hodendiştir ki : Gaye-i himmeti, nefs ve batnın ve fercin hevesâtını tatmin ve menfaat-ı şahsiyyesini, bazı menfaat-ı kavmiyye içinde arayan dessâs bir hodgâmdır.
Şeyh Ebû Nuaym (رع) der ki :
Bir kişi marifetullah gerçeğiyle karşı karşıya geldiğinde ondan bıkar ve uzaklaşırsa, itaat etmesi istediğinde beceremez ve darmadağın ederse, sabır gerektiren bir sıkıntıyla karşılaştığında korkar ve aciz kalırsa bu kişi nasıl tasavvufa mal edilebilir?