... Ben her zaman söylerim; müslümanlığa zıt insanlar da nev'i nev'idir. Bir kısmı müsamahacı ve lâkayttır. Yukarı katta anası namaz kılar. "Kılarsa kılar" der. Bir kısmı delice mütearrızdır. "Yarın görüşelim inşaallah" desen, "ne demek inşaallah!" diye çıkışır. Böylelerini de görmüşsünüzdür. Yani cin çarpmış gibi çarpmıştır onları müslümanlık... İhtiyatına da bırakmaz işi... Meselâ birçok kâfir, hiç olmazsa Allahaısmarladık, elhamdülillâh" tâbirlerini kullanır. Birçoklarını da gördüm ki, bu kelimelerin bir tanesini duyduğu yerde başı döner, sar'ası tutar.
Şeriatin tecviz etmediği, kabûl etmediği hiçbir kıymet makbul değil; ve ölçülendirmediği, kucaklamadığı hiçbir hakikat mevcut değildir. Tasavvufa dinin esası diyenler Şeriate karşı gizlice omuz çevirenlerdir ki, en büyük yanılma içindedirler.
Fakat “Şeriat öz tebliğleriyle esasdır, tasavvuf hiçbir şey değildir!” demek de Şeriatın lübbünü, ruhunu görmemek ve satıhta kalmak gibi bir hataya gider. Bakın, ne kadar ince!..
...Beşincisi ise, din içinden tasavvufu red davranışı... İslâmiyet ve Şeriati gûya müdafaa... Tamamiyle şeytanî bir teselli içinde, tasavvufu şeriat dışı, hattâ şeriate aykırı kabul eden bunlar, "İbn-i Teymiye" çırakları olarak tasavvufu anlamakta en nasipsiz zihin ve ruh haletini belirtirler... Onu kanun ve ölçü dışı bir "bid'at", yani uydurma yenilik sayarlar...