– ...Yengemin bir felâketi de kadın olmak, anlayan bir kadın olmak.
Orhan bu sözün tam mânasını arayan bir bekleyiş içinde sustu. Vedia, dizlerini hafifçe sallayarak devam etti:
– Değil mi? Bizim... bizim memlekette anlayan bir kadın olmak felâkettir.
Orhan biliyordu ki, devrinin birçok asayiş memurları bu Tayfur ve bu Ayıboğan İbrahim gibi zebunküştüler; biraz eğilene tekme atmak ve biraz yukarıdan alana yalvarmak, eteğine sarılmak onlarda müşterek bir mizaç haline gelmiştir. Kendilerinden kuvvetli olana karşı ziyan ettikleri gururu daha zayıfların izzetinefsini yağma ederek telâfiye çalışırlar. Niçin? Korkarlar. Aç kalmaktan korkarlar. Etek öpmeleri bundandır...
Onları ne kadar sevmiş olduğunu ancak şimdi anlıyor. Onların arasında yalnızlığını ne kadar unutmuştu. Bunu düşünmek ve buna yanmak da mı miskin bir hassasiyet? Fakat bu ne kadar doğru bir his, göğsünü ve boğazını nasıl sıkıştırıyor, bir taş kadar ağır, fakat bir "madde" değil. Madde olmadığı için "yok" mu? Halbuki ne kadar var!..