Her ölüm şuursuz bir intihardır ve her an ölümle çarpışan insan, ancak yaşama iradesini terkettiği anda ölür. Çünkü her an ölüm tehdidi ve yaşama mukavemeti içindeyiz.
Belki yeninin eskiye taaruzu da bizi hâtıralara esaretten kurtarmak ve kalbimizin en aziz muhtevalarını boşaltmak içindir. Bu mücadeleye bir takım felsefî mezhep isimleri veriyoruz. İhtirasla akıl arasındaki ezelî mücadele.
Hayatımız karakterimizin değil, karakterimiz hayatımızın mahsulüdür. Muhiti ve yaşama tarzı değişirse her insanın huyu da değişir. Muvazenesizlik muhite uygunsuzluk demektir, değil mi?
Ruh sahasında her şey mümkündür. Ruhun güzelliği de orada değil mi? Namütenahi tesirlere göre namütenahi şekiller almaya müstaid bir cevher oluşu değil mi?