Elf Okn

Muhammed, şehrin etrafındaki dağlara çıkıyordu. Şehrin tüm manzaralarla beraber bir bütün oluşturduğunu görüyordu. Bunu seyrederken düşünceleri onu uzağa götürüyordu... Bu kentin diğer tarafı, Suriye'nin bütün toprakları, orası, burası, yıldızların asılı durduğu feza âlemi, kainat adını alan bütün bu âlemlerin, vücut ve varlık denilen bir şeyin içinde bulunduğunu düşünüyordu. Bu vücut ve varlık her tarafı sarmış ve her şeye nurunu saçmıştır. Yıldızların öbür tarafında da hayat elbisesini giymiş varlıkların olması gerekir. Bütün bunlar bir yaratıcıyı gerektirir. Muhammed, buradan bütün kâinatı saran, geçmiş ve geleceğe hükmeden bir yaratıcının sırrına ulaşıyor ve şu sonuca varıyordu: Varlık ve vücut değişmiyor ve değişmesi mümkün değildir. Değişken olan varlık nurunun üzerlerinde parladığı maddi varlıklardır. Bir grup gidiyor, başka bir grup geliyor. Kendi yerinde değişmez olan varlık ve vücut her gelen grubun üzerine yine nurunu saçıyor. Dün çölde bir yığın kum vardı. Varlık ve vücut onun üzerinde parlıyordu. Bugün kumun yerini başka bir şey almış veya daha önce bulunan şeyin bugün bütün zerreleri dağılmıştır. Ama varlık ve vücut değişmeden duruyor, yeni gelen şeye nurunu yine saçıyor. Dün meyve ağacıydı. Bugün odun olup ateşe lokma olmuş ve duman olarak havaya yayılmıştır. Ancak varlık kendi yerinde bâkî kalmıştır. Bâkî olan varlık bir gün ağaçta, diğer gün odunda, bir başka gün ise ateş ve dumanda parlar. Bu günün veya dünkünün yerini tutan her şey vücut ve varlığın etkisini kendisinde gösterir.
Sayfa 158·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bu dünyada, bizim aramızda bizimle yaşayan bazı kişiler, bizim âlemimize ayak basmadan önce sanki ömürlerinin bir kısmını başka bir âlemde geçirdikten sonra yaşadığımız dünyaya gelmişler. Böylece genç olarak gördüğümüz bu kişilerin taşıdıkları yüksek fikirlerin yaşlarına göre olmadığını görüyoruz. Onlar başka bir âlemde yaşamışlardır, ancak bizim, perdelenmiş olan bu madde dünyasından o âlemi görmemiz mümkün değildir. Dünyanın büyük ve dâhi kişileri böyledir. Fikir yapraklarına konan bir çiy damlası onların düşüncelerinde dalgalar oluşturuyor, ilâhî bir parıltı ve şûle ile ruhlarında aydın ve parlak bir âlem meydana geliyor. Fikirleri hava gibi her yere ulaşıyor ve her şeye nüfuz ediyor...
Sayfa 148·Kitabı okuyor
İnsanoğlu gönlünde bir sır taşır; bunun adı aşktır. Bu sırrın ve gizli durumun ortaya çıkması, güzellik denilen aynanın karşında olur. Bu sır ve güzellik aynası ile karşılaşmamışken aşkın önüne geçilebilir, ancak karşılaşma anında önüne geçmek mümkün değildir. Işığın karşısında duran aynayı kaldırdığımızda aynanın rengi kararır, ışığa tuttuğumuzda ise ondan yansıyan şeyin ışık olduğuna şahit oluruz. İşte aşk, parlayan o ışıktır; bazen bir kişinin yaşantısını bazen de bir asrın hayatını aydınlatır. Her insanın taşıdığı nur şahsına münhasırdır. Aşkın gönüllere yansıması, gönüllerin kabiliyetine göredir.
Sayfa 67·Kitabı okuyor
"Geçen vakte yönelik esef etmeye gelince, bu neredeyse insanı 'öldüren bir arzudur. Çünkü vakit çabuk geçen kıymetli bir şeydir. Telafisi zordur... Abid nezdinde vakit, ibadet ve evrad zamanıdır. Mürid nezdinde ise Allah'a yönelme ve tüm benlikle ona teveccüh, kalbi tamamen ona bağlama zamanıdır. Mürid için vakit en kıymetli şeydir. Vaktini Allah'a yönelmeden geçirmemeye karşı azimkârdır. Çünkü vakit geçtikten sonra tekrardan elde edilmesi mümkün değildir. Şöyle ki geçen vaktin ardından gelen ikinci vakit kendisinin icap ettirdiği vazifeyi eda etmeyi gerektirir. Bu sebeple bir vakti boş geçirdiğinde onu tekrardan elde etmesinin yolu artık yoktur...
Sayfa 22
-Şayet doğsaydın Avustralyalı bir anne Ermeni bir babadan Ve Fransa yazsaydı doğum yerinde Kim olurdun bugün? -Tabii ki üçü birden Uyruğum Fransız Vesaire Haklarım Fransız -Peki, annen Mısırlı olsa Büyükannen Halep'ten Doğum yerin Medine olsa Baban ise Gazze'den Kim olurdun bugün? -Tabii ki dördü de, renkleri gibi Arap bayrağının Siyah, yeşil, kırmızı, beyaz Fakat uyruğum karışımı olurdu bunların laboratuvarda Pasaportum ise Hâlâ Filistin gibi ihtilaflı bir mesele Ve hâlâ ihtilaflı! Vesaire...
Sayfa 106
Şiir