Büyük hekim İbn-i Sina da tıbbı/sağlığı şu cümlelerle özetliyor:
"Tıp ilmini iki satırda topluyorum. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş saat hiçbir şey yeme. Şifa hazımdadır. Yani kolayca hazmedeceğin miktarı ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, yemek üstüne yemek yemektir."
Efendimiz aleyhisselam "Benim ashabım iyice acıkmadan yemez. Yedikleri zaman da tıka basa yemezler, daha iştahları varken sofradan kalkarlar." buyurunca, İranlı hekim heyecanla şöyle der: "İşte sağlığın şartı budur!"
İslam'ın mutfağı, günümüz mutfağına ne şekil açısından benzer ne de muhteva açısından. Bu mutfakta her gıdanın 'tayyib' dolayısıyla helâl olması şart, israf ise haramdır. Bir kişiye yeten iki kişiye, iki kişi yeten üç kişiye de yeter. Bu mutfakta teşekkür şirkete değil, Allah'a yapılır. Her şey insan için yaratılmıştır, ancak insanın her şeyi dilediği gibi tüketmeye hakkı yoktur. Bu mutfakta üretilen her şey bedenlere şifa, ruhlara huzur, çevreye sağlıktır. Bu mutfaktan sofralara gelenlere besmelesiz el sürülmediği gibi sofradan da Yaratan'a şükürsüz kalkılmaz. Yemeğin başında ve sonunda eller ve ağızlar mutlaka tayyib maddelerle temizlenir.
O mektebli gençlere dediğim gibi musibetzede mahpuslara da tekrar ile derim: Onu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır.
Kıyafetini satın alırken mağaza mağaza dolaşan -sözde- açıkgözler, bir çuval kömürü -gıda niyetiyle- satın aldıklarının farkına bile varmazlar. Satın alacağı elbise -veya günümüzde cep telefonu- için yüzlerce liralık fazla ödemeyi göze alanlar, satın alacağı sütün yüzde yüz süt olması konusunda aynı titizliği göstermezler.
Osman Nuri Koçtürk