Bugünlerde aşk üzerine kitaplar okudum. Bir tanesinde diyor ki: "Aşkın ilk tezahürü, hayranlıktır." Ben bu hayranlığı duymak için otuz beş sene bekledim. Senin aşık olman için bir dakikaya ihtiyacın olduğunu sonradan öğrendim. Ben bu güzel dakikayı doğuramadım. Hayran olmayı doğuramadım. Ötesi çorap söküğü gibi gidecekti. Birinci tebellür, ikinci tebellür bir birini takip edecekti. Sen bana hayran olamadın. Doğru, neyime olacaktın ki?..
Bir dakika evvel, elimde kalem kağıt yokken, seninle konuşuyor, sana yazıyordum. Elimde kağıt kalem olmadan yazı yazdığımı söylediğim halde senin karşımda olmadığını söyleyemedim.
(...)kimisi kır saçlarının altında hâlâ genç, canlı, kimisi hiç mi hiç ağarmamış saçlarının altında, bitkin, buruşmuş yüzleriyle, çok günler görmüş, çok geceler geçirmiş insanlar!..