📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir idam mahkumunu "adalet" için öleceği haberini; ruhunu kendine ,bedenini ise bir insanın ölümünde zevk alan bencil ve aciz insanlara bırakmak zorunda kalacağı günden birkaç gün önce alır. Kitapta da bu mahkumun o birkaç gün içinde kendi düşünceleriyle nasıl dört duvar ama aslında sadece kapkaranlık bir hiçlikte yaşadığını ve yaşamının son günlerini görürüz.
O zaman bu mahkumun iç savaşını inceleyelim.
Hayatı sıkıcı ve normal bir mahkum olarak sürdürürken hareketlerinin ,düşüncelerinin bir nedeni vardır: yaşamak. Fakat bir anda insanlığını, anlamını ,gücünü yitirir ve birkaç gün sonra da ruhunu yitireceğini öğrenir. Aslında bunu kendimize sormalıyız: 2-3 gün sonra ölecek olsak ne yapardık? Ne hissederdik?
Ben karar veremiyorum. Kendi içimde ,düşlerimle ,geçmişime mi kapanırım yoksa deli gibi hiç bir şeyi takmayıp deli mi olurdum? Belki birine zarar vermeden kötülük yapardım fakat öleceksem neden başka birini düşüneyim?(Belki de insanlığımızı gerçekten yitirdiğimizdendir.)
Ayrıca karakterimiz topluluğun karşısında giyotine çıkmaya hazırlanırken bayılacak gibi hisseder ve "gururumun son kalıntısı" diye geçirir içinden. Öleceksem gurunun ,mutluluğun ,üzüntünün, insanların ve dünyanın ne önemi kalır ki? Sen ölüsündür sadece bedenin yaşıyordur. Belki de karakterimiz son anında da insan gibi hissetmek istediği için böyle duygular besler.
Şimdi ise kitabın asıl yazılış amacına, insanların zalimliğine geldim. Hem kitabın diyalog türündeki özdeyişinde ve kitabın kendisinde, toplumun bir insanın küçük düşmesinden hoşlandığını ve bunun çok normal bir şey olarak görülüp karşı çıkanlara da kızgınlıkla yaklaşıldığı görülüyor. Toplum gerçekten bu kadar bencil ve insanlıktan çıkmış halde mi? Eğer insansan ister ya da isteme empati duygun harekete geçmez mi?
Kitabın anlatımına