Kimsenin bir șeyi elinden almasına fırsat vermeyecek kadar boğușuyordu kendisiyle. Herkesin her șeyi sorgusuz ve çabasız kabul ettiği bir dünyada, mutluluğunu bile didik didik etmenin ayrıcalığı ile üstün ve yenikti.
İnsanın etinde, sesinde, gözbebeklerinde yașantıya dönüșmemiș ya da boylu boyunca acıya dönüșmüș bir babanın o derin, kırıcı, o gücenik boșluğunu hangi sıcak söz bir iyiliğe, bir yașama sevincine dönüștürebilir ki...
"...Önünde yalnız onun gördüğü bir uçurum var da ardından binlerce kiși itiyormuș gibi bir gerilme içindeydi. Yola çıkmasına sebep ne varsa gideceği yerde onu karșılayacak olanın, aynı inatçı talihsizlik olacağı gibi anlașılmaz ve açıklanamaz bir sezgiyle daralıyordu gövdesi... Evlere dönüș hak edilmiș bir șenlikti bașka dünyalarda... Gitmek diye oturduğu her yerden gitmek diye kalkıyordu.
Kimse yașamadan bilemezdi elbet, nereye, neden giderse gitsin, tüm yolculukların insanı çocukluğuna götürdüğünü...'İnsanın düșleri nasıl kendi gerçeğinden doğuyorsa kendi gerçeğinde gerçekleșmeli' diyordu, soru soran bir bunalmıșa... "