Kırılganlığı ideal bir kırılmazlığın, ya da başka bir deyişle hiçbir açıklıkla tanımlanmayan, kapalı, bütünlüklü ve otonom bir egemen öznelliğin karşısına yerleştirmek, onun kaçınılamaz bir hakikat olduğunu, Öteki’ne açıklığın kapatılamaz bir açıklık olduğunu perdeleme çabasından başka bir şey değildir.
Neden buradayım. Herkesin uzağındayım. Hiçbir tanıdığım olmayan bu kentte, bu ülkedeyim. Yorgunum. Yorgun olmasam daha kötü. Ama neden buradayım. Sözcükleri art arda dizebilmek için mi, kendi sınırlarımı zorlamak için mi, yoksa böyle bir yolculuğun sonunda yorgunluktan herhangi bir otelde yığılıp kalmak için mi.. Tanınmadığın bir kentte ne denli isterdin yitip gitmeyi... ama öyle kolay değil. Henüz rüzgarlara doydun mu. Sor kendine...henüz bulutlara doydun mu. Yeterince haykırabildin mi henüz.
Nice istasyonlarda, nice limanlarda, havaalanlarında durakladım. Her gidenle gitmek istedim. Her yolculuğa çıkmak. Hiçbir yere gitmesem de, sürekli yolculuklarda olduğumu algılamakta geç kalmadım. Ama genç yaşlarda, henüz bana, yaşamı yaşanır kılan bu duyguya varmadan önce, gidememek, derin, derin, derin bir acıydı.