“,Daha fazla sevinç yaymak, daha fazla hissetmek istedim, birkaç gümüş bozuklukla, birkaç renkli banknotla korkuları, kaygıları gidermek, ruhları şenlendirmek ne kadar kolaydı. Ortalıkta niçin hiç dilenci yoktu? Balon almak isteyen çocuklar neredeydi? Ak saçlı, somurtkan ve aksak bir baloncu elinde koca bir demet renkli balonla topallaya topallaya evine dönüyordu artık, gün boyu yaptığı işten memnun olmadığı belliydi. Yanına gittim. “Balonları alıyorum,” dedim. “Tanesi 10 kuruş,” dedi güvensizlikle, böyle iki dirhem bir çekirdek dolaşan bir aylağın gece yarısı balonlarla ne yapacağını anlamamıştı. “Hepsini verin,” deyip eline bir on kronluk sıkıştırdım. Sendeleyerek doğruldu, bir an gözleri kamaşmış gibi yüzüme baktı, sonra balon demetini tutan ipi ittirerek elime tutuşturdu. Elimdeki ipin gerildiğini hissettim, balonlar kaçıp gitmek, özgür olmak, gökyüzüne varmak istiyorlardı. Gidin o halde, nereye istiyorsanız oraya uçun, özgürsünüz! İpi elimden bıraktım ve onca balon bir anda renkli aylar gibi gökyüzünde yükseldi. Her yandan insanlar gülerek koşturup geldi, karanlığın içinden sevgililer çıktı, arabacılar kamçılarını şaklatarak birbirlerine ağaçların üzerinden evlere ve damlara doğru özgürce süzülen balonları gösterdiler. Herkes neşeliydi ve benim küçük çılgınlığımın keyfini sürüyorlardı.