“Bastırılmış her şey içimden kopup gitmişti, daha önce hiç tanımadığım bir doygunlukla kendi dışıma taştığımı, sonsuz evrene karıştığımı duydum. Her şeyi sanki sadece benim için varmış gibi algılıyor, her şeyle yeniden coşkuyla bütünleştiğimi hissediyordum. Etrafımı saran karanlık ağaçlar bana fısıldıyordu ve ben onları seviyordum. Yıldızlar yukarıda pırıldıyor ve ben onların aydınlık selamlarını soluyordum. Bir yerlerde söylenen şarkıları işitiyor ve benim için söylendiklerini düşünüyordum.
“Seslerinden varlıklarının derinlerinde bir yerde benden hoşlandıklarını hissetmiştim, bu tuhaf anı hiçbir zaman unutmayacaklardı. Hayatlarının sonunda bakımevine veya hastaneye düştüklerinde belki bir kez daha akıllarına gelecekti. Benden bir şey onlarda yaşamaya devam edecekti, onlara bir şey vermiştim. Vermenin hazzı içimi daha önce hiç tatmadığım bir duyguyla doldurdu.”
“Gereksiz bir tehlikenin içine atıldığımı varlığımın her zerresiyle biliyordum, fakat bir önsezi inceden bir delilik gibi kanıma karışmıştı bir kere. İğrenç, belki de ölümcül bir şeyle karşılaşacağımı biliyordum. Burada bir suça, herhangi adi, pis bir işe zorlanacak olma duygusuyla tiksintiden titriyordum; fakat tam da bu içime dolarak beni uyuşturan hiç tanımadığım, hiç bilmediğim yaşam sarhoşluğu içinde ölüm bile karanlık da olsa merak uyandırıcıydı.”
“Geri dönemiyordum. Öğleden sonra yarış alanında üstüme yapışıp kalmış olan suç işlemenin çekim gücü beni giderek daha aşağılara sürüklüyordu. Artık sadece uyuşukluğumu ve yeni derinliklere, belki de sonuncusuna doğru, ölüme doğru, savrulmanın baş döndürücü esrikliğini hissediyordum.”