çok olmasa da spoiler bulunur
Okunacaklar rafında sırasını -senelerdir- bekleyen bu kitaba elim hiç gitmese de okumam lazım diyerek başladım. Beni iten neydi, neden bu kitaba ısınamadım -daha başlamadan- bilmiyorum, kitabın kalınlığı desem olmaz, daha kalın kitaplar da okudum. Sanırım enerjisi diyeceğim.
Neyse ki başlamış bulundum ve açıkçası hislerimin beni hiç de yanıltmadığını gördüm. Çünkü kitap, zaman zaman çıldırtan uzun ve sıkıcı tasvirleriyle, ağır telaffuzlu kelimeleri sık sık kullanmasından ötürü sanki Türkçe değil de Arapça bir kitabı okuyormuşum gibi hissettirmesiyle ve en önemlisi birkaç noktada denk geldiğim sapkın sayılabilecek -ne yazık ki- bakış açısına dahi masumiyet yüklemesiyle beni kaybetti.
Öncelikle kitabı şöyle bir özetleyeyim; kitabımızın "hakim bakış açısı"na sahip torununun, anneannesi ve dedesinin hikayesi anlatılıyor. Anneannenin adı Zehra ve kendisi Trabzonlu. Dedenin adı Setterhan ve kendisi Tebrizli bir halı taciri. Kitap Tebriz'den gelen bir mektupla başlıyor ve devamında ailesinin eski dönem fotoğraflarına bakarken hipnoz olup o döneme "zaman yolculuğu" yapan hakim bakış açılı torunun anlatımıyla devam ediyor. Anneannesinin ve dedesinin başlarına neler geldiğini, yaşadıkları ortamı, kalplerine gömdükleri aşklarını ve çektiği sıkıntılarını detaylarıyla anlatıp en sonunda da yollarının nasıl kesiştiğine değinerek bitiriyor. Ciddi anlamda uzun bir yolculuk ve açıkçası su gibi akıp gitmiyor, en azından bende gitmedi.
Her neyse kitabı da özetlediğime göre esas değinmek istediğim noktaya geliyorum ve ikinci paragrafta bahsettiğim "sapkın bakış açısı" dediğim kesitleri paylaşıyorum sizlerle;
"...Kuyruğuna, sağrısına, sırtına, güçlü bacaklarına, zarif bileklerine, toynaklarına, yelesine, perçemlerine, ah hele kirpiklerine, içli içli