Elif SEYHAN

Elif SEYHAN
[𝗦]
145 okur puanı
Mayıs 2025 tarihinde katıldı
8/10
·95 syf.·
2026 2. kitabı
Harika bir kitap bulmak istiyorsanız, size küçük bir deney öneriyorum. Birinci adım: Kitap raflarının önünde uzun süre kalın; öyle ki zaman sizden sıkılsın. İkinci adım: Hiçbir şey yapmıyormuş gibi yapın. Tam bu sırada deney başlar. Yanınıza bir yabancı gelir ve genelde şu cümleyi kurar: ‘Birkaç kitap önerebilir miyim?’ Sonrası kitap yağmuru: Yazarlar, türler, isimler havada uçuşur; siz sadece aklınızda kalanları tutmaya çalışırsınız. Ben denedim; Kör Baykuş bu karmaşanın içinden çıkan en iyi sonuçlardan biri oldu. Raflardan sayfalara geçtiğimde, kitabın tonu beni yormaktan çok içine aldı. Kör Baykuş’u bir hikâye gibi değil, bir ruh hâli gibi okudum. Cümleler tek tek sade; yan yana geldiklerinde fark etmeden sizi kendi dünyasına çeken bir ustalık var. Okurken “anlamaya çalışmaktan” çok “hissetmeye” davet ediliyorsunuz ve bu daveti ben sevdim. Yer yer sisli, yer yer net; ama genel olarak akıp giden, iz bırakan bir okuma oldu. Bir gün karşınıza çıkarsa, geçip gitmeyin. Açın. Bakın. Kalın. Keyifli okumalar.
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,6bin okunma
Reklam
8/10
·176 syf.·
2026 1. kitabı
Han Kang’ın Vejetaryen’i üç bölümde ilerliyor. İlk bölümde bir rüyanın ardından doğan o sessiz hayır, sofrada zorla ağza tıkılan etle şiddete çarpıyor ve bir tercihten çok, dünyayla bağların kopuşunu işaret ediyor. İkinci bölümde beden çiçeklerle bir tuvale çevriliyor ve ardından gelen cinsel sahne, hem estetik hem de rahatsız edici bir dille arzunun insanı nasıl bir nesneye indirgediğini gözler önüne seriyor. Son bölümde ise insanlıktan bitkiye yönelen bir bilinç, açlığın içinden bir tür özgürlük arıyor ve bu yolculuk Yeong-hye’yi kurtarılacak biri olarak değil, dünyadan çıkmayı seçen biri olarak ortaya koyuyor. Gregor Samsa’nın bir sabah uyandığında bir böceğe dönüştüğü Kafka’nın Dönüşüm’ünden sonra, bu kitap da benim zihnimde en etkileyici dönüşüm hikayelerinden biri olarak yerini aldı. Okuyacak olanlara, cesur ve sarsıcı bir okuma diliyorum.
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,7bin okunma
6/10
·368 syf.·
2025 4. kitabı
Kitap, “Matematikle edebiyat, bilimle edebiyat kol kola” diye sahneye çıktı; ben de ilk sıradan alkışladım. İlk sayfalarda formüller, fikirler, biraz bilim, biraz felsefe… Resmen tam bana göre diye kalp gönderdim. Ama sonra fark ettim ki bu aşk hikayesinde ben evlilik planı yaparken kitap hala ilk randevu modundaymış. Sayfalar ilerledikçe o ilk heyecan yerini tanıdık bir hisse bıraktı. Sanki daha önce bu yollardan geçmişim, aynı sözleri farklı defterlere not etmişim gibi. İşte tam o sırada Haig’in ünlü formülü devreye girdi: -Hafif depresif ana karakter -Hayata dair aforizmalar -Umut serpiştirmeleri -Tanıdık, sıcak diyaloglar Klasik Haig formülü… Birkaç kitabını okuyan bilir: Aynı tatlı lezzet ama üçüncü dilim pastadan sonra gelen hafif baydı hissi gibi. Ortalarına doğru tempo düştü. Hani arkadaşınla dışarı çıkarsın; başta kahkahalar, derin sohbetler… Sonra bir bakarsın herkes telefona gömülmüş, ortam sönmüş. İşte o ruh hali. Final mi? Ah, final… O kadar aceleye gelmiş ki, yazar resmen “Bilgisayarın şarjı %1, hadi bitsin” demiş. Hikayeyi toparlamakla şarjı kurtarmak için zamana karşı yarışmak arasında kalmış; biz de sayfaya bakıp “Eee? Yani? Bu muydu?” moduna girmişiz. Yine de hakkını yiyemem: Fikir güzel, atmosfer hoş, bazı cümleler “al çerçevelet as” kıvamında. Ama bana sorarsanız bu kitap, “mükemmel formül” ile “yarım kalan denklem” arasında bir yerde duruyor. Çözümü var, evet… Ama işlem basamaklarının yarısı kopya çekilirken kaybolmuş gibi. Farklı bir kitabını daha okuyacağım. Ama bu biraz “Acaba aynı pastanın başka dilimi daha mı lezzetli çıkar?” merakından. Yine de şeker komasına girmem umuduyla deneyeceğim. Okuyacak olana şimdiden keyifli okumalar.
Hayat İmkânsızMatt Haig · Domingo Yayınevi · 20245,9bin okunma
1/10
Kitaba hevesle başladım. “E hadi, Werther aşkı anlatsın, ben de bir güzel duygusal çöküş yaşayayım.” dedim. Ama öyle olmadı. Kitap başladı, ben ise cümlelerin içinde kayboldum. Werther Lotte’yi seviyor, ben çevirmenin ne dediğini anlamaya çalışıyorum. Yani Werther Lotte diye ağlarken, ben “Bu cümlede özne nerede?” diye elimde kırmızı kalemle dolandım. Bir insan bir romanı sözlükle değil, sinir hapıyla okumak zorunda kalır mı? Çeviri öyle bir seviyede ki… Hani biri romanı Almanca’dan çevirmiş ama Türkçe’ye uğramadan direkt acıya bağlamış gibi. Cümleler var, başı belli, sonu Allah’a emanet. Yüklem “ben gidiyorum” diyor, özne hala pijamayla oturuyor. Werther aşkından mı ölmüş, yoksa bu çeviriyle karşılaşacağını hissedip “Ben gidiyorum” mu demiş…? Belli değil. Ve evet, açık ve net söylüyorum: Yarım bıraktım. Werther aşkı yarım bıraktıysa ben de kitabı bırakırım, bu bir eşitlik meselesi. Werther Lotte’yi beklemiş, ben çevirmenin koymadığı virgülleri. Aramızda bir kader kardeşliği oluştu, ama o ölüme gitti, ben kitabı duvara fırlatıp “Ben buraya kadarım,” diye sahneyi terk ettim. Karakterlere gelirsek: Werther tam bir aşk mağduru. Sabah gözyaşı, akşam iç dökme, gece Lotte. Lotte desen, “Seni sevemem ama gözüm üzerinde” kafasında. Kadın reddediyor ama umut fişini kesmiyor. Albert ise olayların fon müziği gibi; orada ama yok. Ben? Elimde Goethe, yüzümde umutsuzluk, kalemi çevirmenin alnına fırlatmaya ramak kalmış sinir hastası bir okur. Sonuç: Bu kitap beni romantik yapmadı, Türk Dil Kurumu gönüllüsü yaptı. Werther aşkı için yanarken ben çevirinin içinde kavruldum. Eğer bu kitabı okuyacaksanız, başka bir yayınevinden okuyun. Yoksa Goethe’nin acılarını değil, çevirmenin hatalarını analiz edersiniz.
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · İndigo Yayınları · 2017149,9bin okunma
8/10
·400 syf.·
2025 3. kitabı
Bu kitabı ikinci kez okudum. "Hazırlıklıyım artık, duygusal hasar minimum olacak." dedim. Sonuç? Yine ağladım. Ama bu sefer biraz daha organize bir şekilde. Mahbod Seraji öyle bir yazmış ki, sanki satır aralarından çıkıp megafonla "Ağla!" diye bağırıyor. "Ağla!" dedikçe de ben hiç sektirmeden, neredeyse askerî disiplinle kabul ediyorum. Komut gelmiş neticede. Kitap boyunca bir yanda İran Devrimi, bir yanda kadın mücadelesi... Bir yanda da iç sesim: "Sen neden hala normal bir aşk romanı okumuyorsun?" Üç temel evreden geçtim: 1. Anlam arayışı (Hayat, devrim, ben kimim?) 2. Ruhsal çöküş (Bir karakter ağladıysa ben iki katı.) 3. Mendil eksikliği (Mendil vardı, yetmedi.) Bazı cümleler var ki, insanı olduğu yerde bırakıyor. Karakterler bir hayal kuruyor, ben ekran görüntüsü alır gibi durup iç geçiriyorum. Kitabın ortasında bir nefes alayım dedim, döndüğümde karakter tutuklanmış, mahalle yanmış, devrim çoktan olmuştu. Kitap bittiğinde de içimde öyle bir boşluk oluştu ki... Bir süre duvara baktım. Sonra duvar da bana baktı. Anlaştık: Hiçbirimiz normal değiliz. Tavsiye ederim. Ama bilin ki bu kitapla gözleriniz dolar, sonra da "Ben sadece bir roman okuyacaktım" diye kendinizi açıklamak zorunda kalırsınız.
Tahran'ın DamlarıMahbod Serajı · Pegasus Yayınları · 2010604 okunma
Reklam